Şimdi sözünü ettiğim dört zindanın ne olduğu açıklığa kavuşmuştur. Bu çeşitli ideoloji ve öğretiler topluluğunu dört belirlenimde özetlemek mümkündür:
Birincisi; irade sahibi, bilinçli ve yaratıcı insan, ilk belirlenimin, tabiatın zorlamasının, baskı gücünün altında tutsaktır. Natüralizm de tabiata çok dayanmaktadır ki büyük ölçüde doğrudur.
İkinci belirlenim, yani zorlayıcı güç, tarihin cebridir. Tarih felsefesi buna dayanmaktadır. Ralph Waldo Emerson'a (1803-1 882-Çev.) "Tarih nedir?" diye sorulunca: "Hangi şey tarih değildir ki? Var olan her şey, tarihin ürünüdür." diye cevap vermiştir. Tarihin esas ve temel etken olduğunu ileri süren yaklaşımda, insan olarak benim neliğimin ve mahiyetimin yaratıcısı, benim tarihimdir. Tarihim benim elimde olmadığına göre ben de kendi elimde değilim.
Üçüncü belirlenim sosyolojizmdir -toplumun asaleti-. Birey yoktur, bireyi toplum yaratmaktadır, diyen görüş, Sosyolojizm
kuramıdır. İnsan, "olmak" gelişimi boyunca , yani beşerlikten, beşer durumundan insan olma merhalesine intikal süreci boyunca bu belirlenim güçlerinden kurtulabilir. Örneğin
coğrafyanın asaleti, yani temel etken olduğu görüşü, 19. yüzyılda sosyolojide kayda değer bir önem kazanmıştı. Hatta İbn Haldun (ö. 1 406-Çev.) da her toplumun, doğal coğrafyasının gerektirdiği şekilde yaşayacağını ileri sürüyordu -doğru da söylüyordu-. Fakat bugün, durum böyle değildir. Bugün insan geliştiği, tekamül kazandığı ölçü ve boyutta bu belirlenimlerden, bu zorlayıcı etkenlerin elinden kurtulabilir. Maksadım, bu zindan ve belirlenimlerin olmadığını veya bunların asla etkisinin olmadığını, insanın tarih! süreci boyunca istediği biçimde , seçtiği ve düzenlediği şekilde yaşadığını söylemek veya iddia etmek istemiyorum. Tersine , demek istiyorum ki bir hayvan şekliyle Sosyolojizmin,