Materyalizm, insanın cins ve özünü maddenin cins ve özünden sayar. Daha ilk tanımda, insanı, madde olmakla sınırlı gelişim çerçevesi içine hapsediyor. Eğer insan sadece madde cinsinden bir varlık olsa, madde olmanın boyutlarından öteye geçip gelişmesine imkan olmaz. Bu da insanın gelişim sürecini maddi olgular içinde, madde olmanın boyutları içinde sınırlamak demektir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Merih gezegeni bilginlerinden birinin kürsüye çıktığına ve şöyle dediğine tanık olur:
Evet, sanunda Dünyada hayat olduğunu söyleyen bilginlerin teorisi doğrulandı. Son araştırmalar orada hayat açısından çok ileri varlıkların var olduğunu göstermiştir. Bunlardan birinin adı beşerdir. Bu beşerin nasıl bir varlık olduğunu size tam olarak açıklayamam elbette; çünkü siz onunla ilgili zihinsel bir tasavvura bile sahip değilsiniz; fakat özet olarak arz edeyim ki o iki deliği, dört tutamağı olan bir tulum veya kırbadır. Bunlar beşer diye adlandırılır ve yeryüzünde o yandan bu yana, acayip bir telaş
la ve hiçbir gezegen topluluğunda benzeri olmayan çok vahşi bir biçimde harekete geçerler. Bunların kendilerine özgü birbirini
öldürme çılgınlığı vardır. Kimi zaman uzak noktalardan, birbiriyle hiç irtibatı olmayan, harekete geçen ve birbirini hiç tanımayan bu canlılardan büyük gruplar bir tasarım, düzen, heyecan ve tahrik ile kuşanır ve çok modem silahlar ve üst düzeyde donanımla yola düşerler; geçimlerini , işlerini, uğraşlarını ve ailelerini bırakıp gelir ve karşılıklı saf bağlar, sonra da kıyasıya savaşırlar.
Ben yiyecek sağlamak için bunu mutlaka yapmaları gerektiğini sanıyordum. Fakat sonra gördüm ki tuhaf bir zahmet ve çileyle birbirlerini katledip öldürüyor, sonra kalkıp evlerine dönüyorlar. Daha sonra tekrar biri çıkıp öne düşüyor, yine bir topluluğu veya grubu diğerine karşı kışkırtıyor, başka bir toplulukla savaşıyor, onları öldürüyor. Kısaca adı beşer olan bu türün kendine eziyet etme ve kendini öldürme ile dolu bir tarihinin olduğundan bahsedilebilir. Bütün donanımlarını birbirlerini öldürme araçları için harcarlar; üstelik de birbirlerine karşı gerçekten bir kin duymaksızın da bunu yaparlar ve bunun ardından büyük katliamlar gelir. Hiçbiri de öldürdüğünün etinden
Dostlarımdan Kur'an hakkında araştırma yapan biri söylerdi:
İnsan ile ilgili iki kelime vardır. Kur'an bu tür bir konudan bahsettiğinde iki kelimeyi kullanır. Bunlardan biri "beşer", diğeri "insan" dır. Bazen "beşer" kelimesini kullanır ve "Ben de sizin gibi bir beşerim." der; bazen de "insan" kelimesini kullanır ve mesela "İnsan çok acelecidir." veya "İnsan zayıf olarak yaratıldı." der. "Beşer" kelimesiyle "insan" kelimesi arasındaki fark
kendisini şu noktada gösterir: "Beşer" dendiğinde kastedilen, varlıkların gelişim silsilesi sonucunda yeryüzüne gelmiş bulunup şimdi yaşamakta olan iki ayaklı hayvan/canlı türüdür. Şimdi yeryüzünde bu türden üç milyar baş hareket etmektedir. "İnsan" dendiğinde ise maksat, sıra dışı ve gizemli üstün bir hakikattir; onun özel bir tanımı vardır ve o tanıma tabiatın diğer tezahür ve olguları girmez . O halde iki insan vardır: Biri biyolojinin bahsettiği insan, diğeri ise hakkında şairin konuştuğu, filozofun söz söylediği, dinin ilgilendiği insandır.
Eyüp ve Edip Şehriyar'ın derdi, saldırgan ve kör bir derttir; ama Promete ile Sokrat'ın de rdi, bilen ve gören bir derttir: Birincisinde insan derde duçar oluyor, ikincisinde ise dert insana duçar oluyor!