Camus ve Lukres'in isyanının farkı: Lukres tanrıların var olduğuna ve insanın kaderine müdahale ettiklerine inanmaktadır.
Fakat tanrılara karşı kendi isyanını, başkaldırısını inkar etmiyor. Buna dayalı olarak Lukres'in başkaldırısı mantıklıdır; zira
tanrıları insan hakkında zulüm yapmakla itham ediyor ve şöyle diyor: Ben tanrıların mabetlerinde taundan ölen binlerce insan
ve çocuk gördüm. Sonra: "Bu çocukların ölmelerini gerektiren ne günahları vardı?" diye feryat ediyor. Bu zulümdür. Bir kimseyi kusur işlemeden veya günahsızca incitirsek zulmetmiş olmaz mıyız? Acaba herkes bu çocukların günah işlemediklerine
inanmıyor mu? Dolayısıyla insan adaletin yerleşmesi için tanrlarla savaşmalıdır; zira tanrılar bu düzeni insana onun müdahalesi olmaksızın yüklemişlerdir. Fakat Camus'nun isyanı başka türlüdür. Camus'nun Lukres'in sahip olmadığı bir sorunu vardır. Lukres'in isyanı mantıklıdır; çünkü Lukres tanrılara inanmaktadır ve onlara karşı başkaldırıyor. Oysa Camus, inanmadığı halde Tanrı'yı suçluyor!
Camus, Lukres'in bu isyanını alıyor
ve Başkaldıran insan kitabında Lukers daha şiddetli bir biçimde tanrılara saldırıyor ve Mesih'e sövüyor; fakat sonunda bunun
karşısında şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Yoksa sen tanrılara inanıyor musun? Hayır, diyor. Bu soru karşısında şu ortaya çıkıyor: Niçin var olmayan bir şeyi itham ediyorsun? Lukres, itham ettiği kişiye sahip; fakat sen zulmü açıklıyor ve yok dediğin bir kimseye isnat ediyorsun! Dolayısıyla Camus'nun isyanı, başkaldırısı, hiçe karşı bir başkaldırıdır. Lukres'in başkaldırısı ise var olan bir kimseye karşıdır.
Lukres şöyle diyor: Din, aksak adımlarımız altında ufalmıştır. Biz tanrılara rağmen göklere kadar yükselebiliriz (Bu Eflatun'un ideler dünyasına işarettir). Camus, "sen Tanrı'ya inanmadığın halde kime karşı