Saf Aklın Eleştirisi'nin (Kritik der reinen Vernunft) yayımlanmasının üzerinden geçen bir buçuk asırda, düşünce, akıl, kavrayış vb.nin tek başına varolan, tüm öznel koşullardan bağımsız olan ve yalnızca mantığın ebedi yasalarına hizmet eden süreçler değil, bir kişiliğe özgü ve tabi psişik işlevler olduğu görüşü giderek kabul görmüştür. "Görülmüş müdür, duyulmuş mudur, elle dokunulmuş mudur, tartılmış, sayılmış, düşünülmüş ve mantıklı bulunmuş mudur?" sorusunun yerini artık şu soru almıştır: "Kim görüyor, kim duyuyor, kim düşündü?
Kant'ın kişiliğinin, Saf Aklın Eleştirisi'nde hiç de küçümsenmeyecek bir rol oynadığına inanıyoruz. Yalnızca filozofların değil, kendi felsefi eğilimlerimizin, hatta gurur duyduğumuz gerçekliklerimizin bile kişisel öncülleri olduğu fikri rahatsız ediyor, hatta bir tehdit gibi algılanıyor.