Murat

Murat
@Geronimo21
Felsefe - Psikoloji - Sosyoloji - Eğitim ... Doğa Sporları - Zeka Oyunları
İnsan, evreni dilediği gibi boyunduruk altına alacağını zannettikten yahut diğer bir deyişle onu köleleştireceğini umduktan sonra kendi sınırlarının farkına varamayacak bir duruma gelmiştir. syf 63 Dini Amel ve Aklın Yenilenmesi
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Teorik Metafizik Semboliktir Varoluşsal Değildir
Metafizik düşünce, dili vesile edinmektedir. Dil ise muhtelif ve birbirinden ayrı birimlerden teşekkül eden bir sistem olduğuna ve bu birimler sembolik işlevlere sahip ses kaynaklı göstergelerden ibaret bulunduğuna göre, dilden bu sembolik ve biçimsel karakterinden çıkarak bize dışsal ve varoluşsal özellikleriyle şeylerin kendisini aktarması beklenemez. Hiçbir zaman bir kelimenin, var olanlardan birini önümüze getirdiğini ve bir gölgenin sahibine aidiyeti gibi belirli bir mevcuda ait olduğunu görmeyiz. Dilsel semboller aracılığıyla düşünmenin aktarabilecekleri, hariçteki şeylere dair tasavvurlarla sınırlıdır. Bu sembollerle dışarıdaki şeyler arasında her bir dilsel sembolün sadece bir tek dışsal varlığı göstermesi gibi bir yerini tutma ilişkisi yoktur. Mesela sandalye kelimesini söylemek kendisiyle beraber bizzat sandalyeyi içermez. Aksine sandalye kelimesi, belirli bir sandalyeyi dahi göstermez. ........... KİTAPTA GEÇMEYEN YORUM: Dil ile kurulan metafizik teoriler, varlığın bizzat kendisini değil, varlık hakkında ürettiğimiz sembolik kavramları anlatır. Bu yüzden teorik bilgi ile yaşanan/doğrudan tecrübe edilen varoluş aynı şey değildir.
Sayfa 38
Felsefe
Eylemlerle niteliklerin iyiliği veya kötülüğü gibi akıl da kâh iyi kâh kötü olur. Sahibi onunla gerçek bilgi yollarını tuttuğunda akıl iyidir; doğru bilgi yollarından saptığında ve sahibini zanlara, şüphelere ve fenalıklara düşürdüğündeyse kötüdür.
Sayfa 31
Felsefe
Aklın böyle fiile dönük ve hareketli bir yönden anlaşılmasına Arap İslam düşüncesinde de rastlanır. İbn Teymiyye'nin dediği gibi "Müslümanlar ve âlimlerin çoğunluğu nezdinde akıl bir niteliktir ve düşünen kişi ile anlam kazanan işaretleri adlandırır." Kalbin fiili anlamında akıl, bu kişilere göre farklı şekiller almıştır: 1- Bağlama(rabt) şekli: Akıl, kalbin bilinen iki şey arasındaki alakayı kavramasıdır. 2- Engelleme(keff) şekli: Akıl, sahibini zararlı eğilimlere, ölçüyü aşan şiddetli istek ve heveslere düşmekten alıkoyar. 3- Zapt etme (zabt) şekli: Akıl, kalbin kendisine ulaşan şeyleri ayrılıp gitmesinler diye tutmasıdır." İbn Kayyım el-Cevziyye, Miftahu dari's-seade'de (1, 125) şöyle demektedir: "Akıl kalbe ulaşan şeyin zapt edilmesi ve sıyrılıp gitmemesi için tutulmasıdır" İbn Teymiyye şöyle demektedir: "Akıl dendiğinde kimi zaman insanda bulunan, kendisiyle bilgi elde edilen, fayda ve zararın birbirinden ayrıldığı ve faydanın tercih edildiği garizenin(huy) kendisi kastedilir. Haris el-Muhasibi'nin dediği gibi akıl bir huydur. Akıl sahiplerinin çoğuna göre gözde görmeyi sağlayan, dilde tat almayı sağlayan ve deride dokunma hissini sağlayan bir kuvvetin var olması gibi aynı şekilde bu huyun varlığı da sabittir." ............ KİTAPTA YER ALMAYAN ANALİZİM Bu sayfalarda savunulan görüş özetle şudur: Akıl, insanın içinde bağımsız bir cevher veya öz değildir; kalbin gerçekleştirdiği bir faaliyet, bir idrak ve ilişki kurma eylemidir.Bu yaklaşım özellikle klasik İslam düşüncesindeki bazı âlimlerin (metinde İbn Teymiyye ve İbn Kayyım'a atıf var) anlayışına yakındır. Felsefi açıdan söylersek: Aristotelesçi ve bazı modern görüşler: Akıl insanın temel özüdür. Bu metnin görüşü: Akıl insanın özü değil, insanın yaptığı bir fiildir. Dolayısıyla yazar, "İnsan akla
Sayfa 29
Felsefe
Aklın Nesneleştirilmesine İtiraz
Bu öncülde görüldüğü gibi aklın nitelikleri zikredilirken onun insanla sınırlı, insanı hayvandan ayıran ve bilgi edinmeye hazırlayan bir öz, bir kendilik(zat) olduğu düşüncesinden kaçınılmaktadır. Akıl ancak fiillerden bir fiil yahut davranışlardan bir davranış olabilir. Onunla insan kendi benliğinde veya ihata gücünde birtakım hususları öğrenir. Bu tıpkı görmenin görülen şeylerle ilişkisi gibidir. Görme, kendinde bağımsız bir esas değildir, aksine gözden kaynaklanan bir fiildir. Benzer şekilde akıl da hakiki bir nefsten (Nefes: kişinin kendi öz varlığı, öz benliği) kaynaklanan bir fiildir. .................... KİTAPTA YER ALMAYAN ANALİZİM Taha Abdurrahman İslam düşüncesinde aklın ne olduğu tartışmasını ele alıyor ve özellikle aklın bağımsız bir "şey" (cevher, öz, zat) değil, bir fiil ve işlev olduğunu savunuyor. Akletmek vardır; fakat akıl diye insandan bağımsız bir öz yoktur.
Sayfa 28
Felsefe