En korktuğu şey ölümdür insanın, değil mi? Oysa insanlar aslında ölümden sonra ne olduğunu çok iyi bilirler. Yani hiçbir şey olmayacağım. Yalnızca ölünmüş olur. Hiçlik. O kadar. İnsanlara ağır gelen gerçeklerdir, sırlar değil. Bu yüzden gerçekleri sırlaştırırlar. Katlanabilmek için. Varolmaya, yaşamaya katlanabilmek için. Sırlarla, gerçeklerle olduğu gibi başedilmesi gerekmez. Sırlar yorgunluk vermez insana.
“Bütün yaşamımız" dediğimiz de o birkaç âna bakar aslında... Bu yüzden yıllar sonra en çok hatırladıklarımız anlardır. Gerisi bulanıktır. Geçmişi anlar berraklaştırır.
Burnumuzun dibindeki hayatlar, küçük taşra şehirlerinde, kasabalarında yaşanan uzak hayatlar, yanımızdan geçip giden hayatlar ancak kitaplarda rastlanabilecek nice tuhallıklar barındırır. Oysa biz onları yanı başımızdayken değil, kitaplarda gördüğümüzde fark eder, şaşırırız. Tuhaflıklar konusunda kitaplarda yazan hikâyeler nedense hayattan daha ikna edici gelir bize.