Üretme ve emek verme tutkusundan daha şiddetli bir arzu yoktur.
Ne içgüdülerin gücü ne de uzun süreli açlık. Büyük bilimsel keşifler
yapmakla yükümlü bilim adamının, beyni düşlerle dolu sanatçının,
düşüncesini ve sanatını ifade edemediği, ürününü ortaya çıkarma
olanağından yoksun kaldığı durumda duyduğu acı, kahrediciliği ve
uzunluğu bakımından ne çölün kızgın kumlarında duyulan susuzlukla
ne içgüdülerin gücüyle ne de uzun süreli açlıkla kıyaslanabilir.
Olgunlaşmaya başlayan toplum da böyle bir istekle, büyüyüp serpile bilmek
için kalın toprak tabakasını yararak dünya yüzüne çıkar.