İnsan bir yerden ayrıldı mı bir daha oraya geri dönemez, aynı şekilde dönemez; arkamızda nasıl bir boşluk bırakırsak bırakalım, o boşluk anında doldurulur,eşyalarımız atılır, dağılır; geri dönsek de artık bedensellikten yoksun bir hayaletizdir, haklarımız, anahtarımız, iddialarımız ve geleceğimiz yoktur.
Saygı ve korku uyandırmanın, kendini bir tehlike olarak görmenin hoş bir yanı da vardı. İnsan kendine daha çok güveniyor, daha iyimser, daha güçlü oluyordu. Kendini önemli ve nasıl desem, olaylara hâkim hissediyordu.
… zihnimizi gece gündüz, ara vermeden meşgul edenlerin, zihnimize bir çivi misali çakılıp gömülenlerin yavaş yavaş yerinden söküldüğünü ve bizim için önemli olmamaya başladıklarını fark ederiz; giderek silinirler, onlar da titrekleşirler, hatta ovalanmış, yıkanmış ve temizlenmiş ya da sadece temizlenmesi en zor olan çeperi kalmış, o da zamanla silinen birer kan lekesi misali, var olduklarından bile şüphe edebiliriz.
Bizi ayakta tutan, bulduğumuz rutinlerdir, ki hayatta bunlardan fazlasıyla vardır, zararsız aptallıklar, bizi heyecanlandırmayan, katılım ya da çaba göstermemizi gerektirmeyen şeyler, her şey yolunda ve biz faaliyet halindeyken, kimseyi, ölmüş olanları bile özleyecek zamanımız yokken küçümsediğimiz dolgu maddesidir.