Ahlak mefhumunu yitirmiş, değer yargıları değişikliğe uğramış bir toplumun arasına karışacaksın. O masum gözlerinin derinliklerinde çirkin emellerin arzulu bakışları dolaşacak.
Kendisi bir köşede aşkı hakarete uğradığı, bağlılığı küçümseme ve ret edildiği için ölürken o kadınların peşinde onurunu unutacak kadar zevk ve içkiye dalmamış mıydı?
Adî denilen kadınların ötekilerden yalnız şu farkları vardır ki, onlarda her şey önceden bellidir, aldatılmak tehlikesi yoktur. Kimle iş gördüğünüzü bilirsiniz... Hâlbuki öbürleri, o bir şey sandığınız, bir şeyler bekledikleriniz yok mu? O ilk ve son defa sizi sevdiklerini temin edenler, bütün sadakat, bütün vefa olanlar.... hain...
Bu kadar emeller, ümitlerle elde edilen ve büyüleyen böyle bir aşkın bir alçalma ve hakaretle bitip gitmiş olmasıyla içi yandı; fakat onu pişman, geri dönecek diye beklerken, hatta iki günlük bir deneyime karşı koyamayarak böyle Fransız karıları peşinde her şeyi unutup dillere düşecek kadar sarhoş ve hafif olması o kadar derin bir infial yarasıyla onu harap etmişti ki, artık kesinlikle o aşkı gömmek gerektiğini anlıyor, mutluluğu yalnızca hayalde olan bu bedbaht aşkı şimdi baştan başa bir sıkıntıdan, kötülükten başka bir şey görmüyordu.