“Dertlerle yıpranmış ya da dert nedir bilmeyen bir gönül; kimsenin bilmediği bu köşede saklanıp mutluluk içinde yaşamak dileğine kapılır. Orda her şey, saçlar ağarıncaya kadar uzayan bir ömür ve uykuya benzeyen sakin bir ölüm vaat eder.”
Sayfa 121 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
“Oblomov sonraları dünyada her şeyin pek basit olduğunu, ölülerin mezarlarından çıkmadıklarını, dev cüsseli insanların eninde sonunda panayırlarda halka gösterildiğini, haydutların hapse atıldığını gördü; ama hortlaklara inanmaz olduktan sonra bile içinde bir korku ve kasvet perdesi kaldı. İlya İlyiç canavarlardan hiçbir kötülük görmediği gibi dünyada hiç de öyle büyük dertler, sıkıntılar geçirmedi; ama yine de her an korkunç bir şeyler olacak kuruntusuna kapılır ve korkuya düşerdi. Hâlâ bugün bile karanlıkta ruhuna işlemiş olan korku canlanıverirdi; ertesi sabah gerçi bu korkusuna gülerdi; ama gece olunca yine ürpermekten kendini alamazdı.”
Sayfa 146 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
“Mesela deniz. Tanrı eksik etmesin ama bizden uzak olsun daha iyi! İnsana hüzün vermekten başka şeye yaramaz. Baktıkça ağlayacağınız gelir. Bu uçsuz bucaksız su kütlesi önünde ruh ezilip büzülür; hiç değişmeden, alabildiğine uzayıp giden bu güzel manzarada yorulan göz, dinlenecek bir yer bulamaz.”
Sayfa 119 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
İçinde, hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış, fakat hiçbiri sonuna kadar işlenmemiş birçok yetenek olduğunu acı acı seziyordu. İçi yanarak anlıyordu ki onda gömülü kalmış iyi ve güzel bir şeyler vardı ; belki çoktan ölmüş ya da bir dağın derinliklerindeki altın gibi saklı kalmış olan bu hazine çoktan meydana çıkmış olmalıydı. Ama öyle derinlerde kalmış, üzerine öyle pislikler yığılmıştı ki... Sanki dünyanın ve hayatın ona verdiği nimetleri birisi çalmış ve yine kendi ruhunun derinliklerinde bir yere gömüp bırakmıştı. Sanki bir güç onu hayat meydanına atılmaktan, iradesini ve zekâsını alabildiğine açılıp harcanmaktan alıkoyuyordu. Sanki gizli bir düşman daha yola çıkarken onu ağır eliyle yakalamış, insanlığın doğru yolundan uzaklara fırlatmıştı...
Düştüğü ıssız ve vahşi ormandan kurtulup da doğru yola çıkması imkânsız görünüyor ; çevresindeki ve gönlündeki orman gittikçe sıklaşıyor, karanlıklaşıyor ; dar geçitler kapandıkça kapanıyordu ; zekâsındaki uyanıklık gittikçe azalıyor ve artık içindeki sönmüş güçleri bir an için uyandırabiliyordu. Düşünme ve isteme gücü çoktan ve belki de umutsuz olarak felce uğramıştı.
Sayfa 115 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu