Geriye şu sorular kalır:
Masumiyet, otoritenin ötesinde nasıl korunabilir?
Sessizliğin hangi anda teslimiyet, hangi anda direnç olduğuna kim karar verir?
Ve belki de asıl mesele, siyah olmakla kararmanın aynı şey olmadığını anımsamaktır.
Günümüzde herkes hissettigini ve
düşündüğünü hızla tüketmenin
peşinde. Kimsenin bakışların ardındaki anlamı, dudak kenarındaki titreyişi, gözlerdeki solgunluğu çözmeye niyeti yok. Konuşarak bile zor anlaşan insanlık, artık yazışarak ve hatta yazmadan, emojilerle iletişim kurmaya çalışıyor.
'Rabbim, hem bana ve ana babama lütfettiğin nimetler için şükretmem, hem de seni hoşnut edecek güzel işler yapmam için beni sen yönlendir.
Benim neslimi de iyi insanlardan eyle.
Gerçek şu ki; ben sana yöneldim ve ben sana teslim olanlardan biriyim'
(Ahkâf, 46/15)
Hayat anlamını sabitlikte değil
hareketlilikte bulur. Ümit ile korku, genişlik ile darlık arasındaki gerilim insanı diri tutar. Her düşüş bir yükselişe gebedir ve her yükseliş temkini gerekli kılar. Bu temkin hâlinin bilgisiyle insan olgunlaşır ve derinleşir. Bu sebeple hayatı düz bir çizgide idealize etmek, varoluşun çok boyutluluğunu görmezden gelmek olur. Hayat içinde belirsizlikler, çelişkiler zamanla vuzuha kavuşur.
Cefa olarak görülen şeylerin aslında
bir vefa olduğu anlaşılır.