İki ayrı arayış hikayesi anlatan romanda asıl hikaye aranan bulunduğunda ortaya çıkıveriyor.
Birisi sürekli geçmişin umutsuzluğuna takılmış, digeri gelecekten umutsuz…
Orpheus Eurydike'yi buluyor ama aşkın peşinden gitmiyor. Biri geçmişin diğeri geleceğin umutsuzluğu ile oldukları yerde kalıyor. Mitolojik hikâyelerde veya halk hikâyelerinde "arkaya dönüp bakmamak" motifine sık rastlanır. Hiç ardına bakmadan ilerler kahramanlar. Ardına bakan ikilemde kalır çünkü. Günümüzde irade hastalığı denilen durumdan muzdarip, karar vermekte ve seçim yapmakta zorlanan insanlar için güzel bir mesajdır bu. İnsan vücudunun en fazla enerji harcadığı anlardır karar ve seçim anları. Bu hastalığa yakalananlar tüm enerjilerini yitirir ve adım atamaz hale gelirler. Lakin romanda sürekli geçmişe / ardına bakan Louis'e sürekli geleceğe / ileriye
bakan Orpheus da ekleniyor.
İkisinin de adım atamaz hale
gelişi bize gerçek kahramanın an'da yaşayan olduğunu fısıldıyor belki de.
OrpheusÉric Metzger · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025132 okunma
Modern dünya bize kusurlarımızı gizlemeyi, mümkünse yok etmeyi dayatıyor. Pürüzsüz,yarasız olalım istiyor. Kusursuz Düşüş ise bunun tam zıttı bir temel üzerine inşa edilmiş gibi, bu bağlamda kusurlarımıza nasıl yaklaşmalıyız?
Kitapta kullandığım bir tabire atıf yapayım. Daha iyi pişsin diye üzerine çizik atılmış kestaneler gibiyiz, ta doğarken incitilmişiz. Dünyaya gelişimiz bir travmaya, bir kopuşa, bir düşüşe dayanıyorken nasıl kusursuz olabiliriz? Güçlülük ve hatadan münezzeh olmak, tam olmak bir illüzyon. Bir ideal, bir cennet tasviri ama bu dünyaya ait değil. Dijital dünya ile birlikte birbirimize mükemmel hayat fragmanları sunuyoruz. BaşarılıyIz, güzeliz, ilerliyoruz, mutluyuz, gittikçe daha çok tamamlanıyoruz.
Madem hepimiz böyleyiz, bu yaralılar kim? Etrafınıza bir bakın. Özellikle son yıllarda dünyada olmaya ilişkin hepimizin çok yoğun bir kaygısı var. Bu kaygı yok edilmesi değil, ehlileştirilmesi gereken bir seydir belki. Füzyonel ve lineer başarı dayatması, kendimizi yapay bir kusursuzluk anlayışı ile giderek daha eksik hissetmemize neden oluyor. Bunu reddediyorum. Zayıflıklarımız üzerine yaralanma endişesi taşımadan sahici şekilde konuşabileceğimiz bir dün tasavvur ediyorum. Kusursuzluk zannı tuhaf bir megalomaniye, dünya üzerinde muktedir olduğumuza ilişkin bir güçlülük illüzyonuna sebep oluyor. Bu da daha yoğun bir kaygıya kapı aralıyor. Ben yalnızca doğanın bir parçasıyım. Etimle, kanımla, hatalarımla, yenilgilerimle buradayım ve dünya yolculuğu
nu başkalarına zarar vermeden tamamlamaya çalışıyorum. Kusursuza ulaşmak değil, bize dağıtılan ele, yazgınn bize verdiği paya razı gelip hafif adımlarla dünyadan geçip gitmek en büyük amacımız olmalı. Kusurlarımız sayesinde ötekinin kusurlarına merhamet edebiliyoruz. Kendinin en iyi versiyonu ol söylemi
Kusursuz DüşüşDilara Ayşe Akdeniz · Muhit Kitap · 202421 okunma
On yedi öyküden oluşan Küçücük Söylüyorum'da ana tema olarak tercih edilmeyen, ümit verilip yarı yolda bırakılan kadınlar ile kız çocuklarının ilk gençlik yıllarında ebeveynleriyle yaşadıkları çatışma konu ediliyor. Alt metne indiğimizde ise birçok duyguya şahit tutuluyoruz: hayal kırıklıkları, ayrılığın getirdiği öfke, pişmanlık, kaygı ve sonunda bir teslimiyet hâli..
Küçücük Söylüyorum,içinde yaşamın başlangıcı ve bitişini, doğum ve ölümü resmediyor öykülerinde Meral Çiçeklidal. Zaman zaman hatta çoğunlukla yaşadığımız yas süreçlerinin doğuşunu ve bitişini konu ediyor karakterler ve atmosfer eliyle.
Küçücük söylüyor!
Yüksek sesle değil fısıldayarak anlatan öyküler barındırıyor.
ACI BÜYÜDÜKÇE SESSİZLİK HALİNE BÜRÜNÜYOR.
Yolumun tüm taşlarına minnetle.
Diye biterken kitap…içiniz burkuluyor hayatın zorlukları içinde geride bıraktığımız/bırakılan kadınlar adına.
Ana karakter yazar Gyonha’nın,farklı cografyalardaki acıları kaydedip hafızalardan silinmesini engellemeye çalışan belgeselci eski arkadaşını hastanede ziyaretiyle başlayan bu serüvende toplumsal hafıza zorlanıyor…
Unutmayın lütfen diye sızlanan bir yazar!
İnson geçirdigi talihsiz bir kaza sonrası hastanededir ve ignelerle hayata tutunmaya çalışmaktadır…
Gyonha arkadaşını hastanede ziyaretinde ondan Jelu adasında bıraktıgı kuşu Ami’ye sahip çıkmasını ister.
Gyonha’nın Amiyi bulmak için Jelu adasına gitmesiyle hikaye içinde hikayeler başlar…
Üç farklı kadının; bireysel ve toplumsal serüvenlerinde unutmayı tercih edenler ile yaşananları unutturmaya çalışılanlar ne kadar ugraşsalar da hafıza galip gelir..
Jelu adası toplumsal hafızalara acı sahnelerle geçmiştir.
ÇOK TANIDIK ŞEYLER OLMUŞTUR…
Bu gün İsraili kullanıp 42.000 “müslüman” sivil katliam yaptıran ABD hemen karşımıza çıkıverir.
Jelu adasında Güney kore’yi kullanarak 30.000 sivili “Komünist” oldukları gerekçesiyle öldürtmüştür…
Gyonha Jelu adasına ayak bastıgında ortalığı bir birine katan bir kar fırtınası hükmünü sürdürmektedir.
Faili meçhuller ve sivil katliamlara temas eden yazar İnson ve ailesinin yaşadıklarıyla Gyonha’yı yüzleştirir.
İnson’un annesinin hayatı ve acıları,1948 de yaşananlar Gyonha’nın kendi kişisel ve toplumsal hikayesini yeniden yazdıracaktır.
Veda etmiyorumu okurken ya bir kar tanesinde donacak ya da bir kuş olup uçacaksınız…
Amerika
Ruhsuz entellektüllerin yaşamak için can atıp ülkesini terketmeyi göze aldıgı…
Asrın canavarı
İnsanlığın düşmanı
Amerika!
Bu romanda Jelu’da şu anda Filistinde!
Toplumsal hafızayı uyarmaya çalışan bir kitap:
VEDA ETMİYORUM
Veda EtmiyorumHan Kang · April Yayıncılık · 20242,211 okunma
Kitapsa kitap
Öğütse ögüt
Hikmetse bilgi
Güzellikse güzellik
İnsanî değerse insanî değer
Hayatsa hayat
Ama sizler
Bakıp geçiyorsunuz…
Olsun…
Canınız sag olsun…
Herkes iyiye güzele huzura ihtiyaç duymaz…
Bazıları da “ inleyerek” yaşamalı…
Mutluluk her kesin kârı degil…
Öyle görünüyor…
Söyliyeyim
Ben okuyorum…
Paylaşacağım da…
Aaaa ne güzel gün günaydıııın yazanlara bin begeni koyanlar
İyiliği güzelliği diger insanlara saygı ve haklarını gözetmeyi tavsiye eden şeyleri görmüyorlar…
Görmezden geliyorlar
Sonra kitap kahve yalnızlık diye
Kenara çekilip
Kendilerinden başkalarını yok sayıyorlar…
Allah böyle bir hayata asla izin vermiyor…