"Hayatla aramda ince bir cam var. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen, dokunamıyorum hayata." Der Pessoa, çoğumuz bu durumu yaşarız aslında. Yazar hayattan kopukluğu çok güzel tasvir etmiş. Bazılarımız o camı arada sırada aralar , rüzgarın içeri girmesini sağlar, belki mevsim yazdır cıvıl cıvıl sesler dolar hayatımıza. Ve bazen yaşadığımızı küçük olaylarla duyumsarız.
Kelimelerle gülümseyerek yazıyorum, ama bana öyle geliyor ki kalbim çatlayabilir, kırılan bir eşya gibi parçalanabilir, un ufak olabilir, çöpe gidebilir, çöpçü de çöp kutusunu bir hamlede kaldırıp omzuna vurduğu gibi,
dünyanın bütün belediyelerinin ölümsüz çöp arabasına götürebilir.
Penceremden sarkmış, koca şehirdeki rengârenk yığınları seyrederken ruhum tek bir düşünceyle meşgul:
Bütün samimiyetimle ölmek, hesabı kapatmak, dünyadaki hiçbir şehrin üzerinde bir daha asla ışık görmemek, bir daha asla düşünmemek, hissetmemek, güneşin ve günlerin akışını ardımda bir paket kâğıdı gibi bırakmak; geniş yatağın kenarına oturup, var olmak için elimde olmadan harcadığım çabayı, ağır bir kıyafet gibi üzerimden çıkarmak istiyorum.
Dostluğa az da olsa yeteneğim vardı, ama hiç dostum olmadı, ya beni hayal kırıklığına uğrattılar ya da dostluk kavramı, düşlerimin bir hatasıydı. Hep insanlardan uzak yaşadım, yalnızlığım arttıkça da kendimi daha iyi keşfettim.