Sefalet, felaket, açlık, dayaklar, tecavüzler, zoraki ve küçük yaşta dayatılan evlilikler, bombalar, kan, vahşet, ölümler, yarım kalmış aşklar, yaşanması mümkünken yaşanılmayan, yaşanmasına izin verilmeyen hayatlar.. İşte böyle bir yerde bir kadın olarak dünyaya gözünüzü açtığınızı hayal edin.. Ettin mi? Etmedin hatta edemedin dimi aayyy dedin üzüldün, derin bir iç çektin ve hayali bile çok kötü dedin dimi?.. İşte Nana, Meryem ve Leyla böyle bir yerde dünyaya merhaba dediler.. Bu kitap onların ve onlar gibi bu durumda olan, bu durumu hala yaşayan bir çok kadınımızın kitabı..
Kadın olmak zordur bu bilinen bir gerçek lakin onca zorlukların içinde değersiz olmak, bunu hissetmek daha beteri. Hele bir de Afganistan’da doğan bir kadınsan bu çok daha acı..
Kitabın konusuna gelecek olursam; Afganistan’da doğmuş, büyümüş ve hayatlarını orada geçirmiş 3 kadının yaşamını ele almaktadır. Nana, Meryem ve Leyla.. Bu üç kadının gözüyle Afganistan’da ki siyasi çekişmeler, Afganistan - Rusya savaşı, Ruslar gittikten sonra orada kalan radikal örgütler ile aralarında ki mücadeleler sonucunda Ruslar’ın Afganistan’a verdikleri maddi ve manevi tüm zararı ele alıp akıcı bir dil ile bizlere sunuyor. Bu savaşlar sonucu kendini geliştiremeyen Afganlar; klasik geri kalmış toplumlarda olduğu gibi en fazla zararı kadınlara ve çocuklara; tecavüz ederek, erken evlendirerek, döverek, korkutarak, sindirerek vermişlerdir. Nana, Meryem ve Leyla’nın ortak bir noktada hayatlarının kesişmesini çok güzel ve çok sade betimlemelerle anlatıyor bizlere. Irkların gelişmemiş ülkelerde ne kadar önemli olduğunu gösteren, siyasi ve tarihi olarak da bilgi veren bir kitap karşımızda. Afganistan’ın net en sarsıcı hikayelerinden biri bence.
Okurken; sahip olduğum her şeye, Afganistan' da doğmadığıma, Mustafa Kemal