“ Bir öğle vakti bağlanan telefonda karşıma Oğuz Atay çıktı. Söze derhal sen diye başladı:
-“Sen rakı içer misin?”
+“Arada evet...”
-“Peki şalgam suyuyla birlikte içtin mi ?”
+“Hayır”
-“Güzel. O halde bu akşamüstü saat altıda Atlas Sineması’nın girişinde ol. Seni bir yere götüreceğim. ”
Dediği saatte buluştuk. “bir yer” dediği, Ağa Camii’nden sapınca gidilen, “kendin pişir kendin ye” tarzı bir meyhaneydi. O güne kadar meyhanenin böylesine hiç gitmemiştim. Oturup etlerimizi seçtik. daha doğrusu Oğuz Atay seçti. Benimle yıllardır tanışıyormuşuz gibi konuşuyordu. O güne kadar yaptığım çevirilerin neredeyse hepsini okumuştu. Bu arada şalgam suyu ile rakı da enfes gidiyordu. Bir ara çantasından Elias Canetti adlı bir yazarın "auto da fe" başlıklı romanını çıkardı. “Bu romanın aslı Almanca. Ben İngilizce çevirisini bir solukta okudum. Şimdi sen en kısa zamanda romanın Almancasını getirtiyorsun ve yine en kısa zamanda çeviriyorsun. Müthiş bir yazar, romanı da öyle. ”
Bu olaydan sonra romanın Türkçe çevirisi Ahmet Cemal tarafından 7 senede yapıldı. 13 Aralık 1977'de Oğuz Atay aramızdan ayrıldı. Romanın ilk baskısı 1981'de yapıldı. Oğuz Atay belki görmedi ama bizi güzel bir eserle tanıştırmış oldu..
Canetti bilinç akışı yöntemine sıkça başvurmuş eserinde. Okuması kolay bir kitap değil iki defa yarım bıraktıktan sonra bu defa bitirmeyi gözüme almıştım. Yarım bırakma sebeplerim puntonun küçük olması ve Profesör Kien'in davranışlarına katlanamayışım. Gözünüzü korkutmak istemiyorum ama gerçekler bunlar.
Kitabın ismine gelecek olursak Körleşme, Profesör Kien kör olmaktan, kitaplarından ayrı düşmekten çok korkuyor.-Ben o kadar kitaba(servete) sahip olsam uyumazdım.- Korkuyor korkmasına ama bir yandan da bilinçli bir şekilde de kullanıyor bunu. Nasıl mı? Görmek istemediği