-Bana öyle geliyor ki, sen beni sevemezsin.. Çirkinim ben..Yalnız, şimdi, ben bu durumdayken...
-Ne saçma şeyler konuşuyorsun! Güzellik insana canayakınlık vermez ama, canayakınlık insanı güzel yapar. Ancak Malvinalar gibi kadınlar sadece güzellikleri için sevilir. Karımı seviyor muyum ben? O biçim sevmiyorum ama.. Nasıl anlatayım.. Senden uzak kalınca, yalnız o değil, son günlerdeki gibi aramız şeker renk olunca bile, kendimi şaşırıyorum, ne yapacağımı bilemiyorum. Bak mesela, serçe parmağımı seviyor muyum? Sevmiyorum. Ama, kesmeye kalk bakayım...
Yüzünü görüyor, sesini işitiyor, onun sözlerini, kendi söylediklerini aklından geçiriyordu. Bu arada, birbirlerine söylemedikleri, ama söyleyebilecekleri sözleri de düşünüyordu.
Genç kız, uzun boylu değildi, ama öyle görünüyordu. Çünkü incecik bedeni öylesine bir cüretle atılıyordu ki! Esmerdi; ama gün ışığında derisinin Endülüslü, Romalı kadınlarınki gibi güzel parlak bir ışıltısı olduğu tahmin edilirdi. Narin ayakları da Endülüs kadınlarına yarașır bir incelikteydi. Zira o ayaklar, zarif ayakkabıları içinde hem
daracık, hem de rahattı. Ayaklarının altına gelişigüzel atlan eski bir İran halısının üzerinde dans ediyor, dönüyor, kasırga gibi uçuyordu; her dönüşünde ışık saçan yüzü önünüzden geçerken iri kara gözleri şimşekler fırlatıyordu.
****
Hesiodos, ceza suçun ardından hemen gelir; sözünü düzeltir: Ceza ile suçun aynı anda, birlikte doğduklarını söyler. Cezasını bekleyenler onu çekiyor demektir. Cezayı
hak etmiş olan onu bekliyordur. Kötülük kendisine işkenceler uydurur:
"Kötülüğün bedelini kötülük eden görür."
****
****
Vicdanın zorlaması böylesine şaşırtıcı bir şeydir! Ele verdirir bizi, kendimizi suçlamaya,
kendimizle savașmaya zorlar bizi; tanık yokluğunda kendimize karşı tanıklık ettirir bize:
İçimizde gizli bir kırbaç taşıyan o cellat.
(Juvenalis)
****