“Nasıl hayatta kaldığını bilmiyorum. O bu konuyu hiç açmaz. Benim de kabusu uyandırmaya hiç niyetim yok. Ona sadece mutlu yıllardan bahsediyorum, kesinlikle geçmiş zaman kullanmadan. Onun yanındayken hayali bir aile albümünü karıştırıyorum adeta. Ve o tek kelime etmeden, en küçük bir heyecan göstermeden bakıyor. Ne sevinç, ne şaşkınlık, ne Özlem;sıfır. Bazen düşünüyorum da, belki de sadece duygusuzluğu sayesinde hayatta kalmıştır. Evet, duygusuzluk. Ötekilerin arzuları, istekleri, hırsları,umutları vardı, kendilerine karşı döndüğünde içlerini paramparça etti bunlar. Dayımınsa bu taraklarda bezi yoktu. Önüne ne getirilirse onunla yetinirdi.
“Onun gibi biri var mıydı dünyada? Nizam ül-Mülk aslında her alanda kendisini yenmişti. On yıldır Hasan’dan daha üstün mertebedeydi. Bu yüzden de Hasan’a onun tam aksi istikametinde ilerlemekten başka çıkış yolu kalmamıştı. O gülümsüyor, öyleyse ben somurtmalıyım. O affediyor öyleyse ben merhametsiz olmalıyım. O etrafındakilere şefkat dağıtıyor öyleyse ben de korku salmalıyım.”