Sonra... Sonra üşüten bir yalnızlık eşliğinde ıssız gökyüzünden kar yağıyor. Ağacın çıplak dallarına, Adamın bitkin bedenine ve Adamın elleri ceplerinde buz tutuyor. Kar adamın bedenine yağmıyor aslında adamın içine yağıyor. Adamın İçini bir soğukluk kaplıyor. Dışarıdaki soğukluk gibi bir şey değil. Şey gibi başka bir şey şey işte. Korkunç bir şey. Ve adam gökyüzüne bakıyor bu bakış can veriyor adama. Bu bakış tarif edilemez aslında ama şair ne güzel demiş. "bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma." İçini kaplayan soğukluk yavaş yavaş eriyerek yerini bir sıcaklığa bırakıyor. Adam bu sıcaklık hiç gitmesin istiyor. Hep onunla birlikte kalsın ona eşlik etsin bu arayışında onunla olsun istiyor. Ama sonra başka şeyler hatırına geliyor adamın. Diğer insanlar, insanlıktan çıkmış insanlar insanlıktan nasibini almamış insanlar. Sonra... Sonra bu kötü düşüncelerin üzerine iyi şeyler düşünmek istiyor mavi bir deniz, kızıl bir gökyüzü ve batmakta olup kızıla çalan bir güneş bu güneşin deniz üzerinde bıraktığı ufuk çizgilerini düşünmek bunların eşsiz güzelliklerini hatırlamak istiyor. Ama gelmiyor bu düşünceler adamın hatırına. Kendisini ne kadar zorlasa da hatırlayamıyor bu güzellikleri. Sonra... Sonra içinin tekrar soğuduğunu hissediyor adam. İçine doğan sıcaklık yerini yavaş yavaş buz tutan bir soğukluğa bırakıyor. İçinde bitmesini hiç istemediği, hep onunla olmasını dilediği sıcaklıktan bir kalıntı bile kalmıyor adama. Ve sonra adam anlıyor dışarıdaki insanlıktan çıkmış insanları düşünmesi bile içindeki sıcaklığın yerini soğukluğa bırakmasına yettiğini. Ve sonra... Sonra adam kötülere içinden gelen soğuk, çirkin ve sitem dolu hislerle insanlıktan nasibini almamış insanlara bir şeyler söylüyor. Söylüyor diyoruz aslında sadece içinden söylüyor bunları. Çünkü adamın içini