Sürüklenme Dilini sevdiğim bir yazar,ama genelde kurduğu hikayeleri çok sevemiyorum. Sürüklenme de, bilinç akışı tekniğiyle daha da yabancılaştı benden; hem içerik hem de karakterleriyle...
Ekolojik bir roman olması, dilin güzellikleriyle karşı karşıya kalmak kitabı okutturuyor...Gizli bağları yakalamaya çalışırken romanın o kadar da güçlü bir felsefesi olmaması biraz üzücü. Örneğin bulutların arasında anlatıya verdiği aralar güzel, fakat bir derinliği yok.
Arabacı karakteriyle de kaderci bir bağ kurmuş. Bu da hikayeyi fazla hikayleştirmiş.
Olaylar arasında gecişleri teknik olarak dikkat çekici. Mektup türüne ağıtta var bana göre.
Misal karakterinin zıtlığını karanlık betimlemelerle vermesi sıradan olsa da dil gücünden dolayı etkileyici.
Dilde klişeleri var ama okurum başka kitaplarını da yazarın, dilini seviyorum çünkü.
Son olarak anlatımına polisiyemsi hava hiç yakışmamış.
Troya'da Ölüm Vardı Karasu'nun ilk kitabını en son okumuş olmak. Parçaları birleştirirken biraz kendi hikayelerimi yazmış olabilirim belki postmodernist anlatının güzel tarafıdır bu da. Karasu bazen çok bilindik bazen de kaybediyoruz birbirimizi. Dille oynadığı oyunlar bana cesaret verici geliyor."Onu ölüme yollamadan çıldırmamak için."
Duygusal Adam Duygusal Adam Javier Marias okuduğum ikinci kitabı. Berta karakteriyle yeniden karşılaşmak aynı yazardan okumanın keyfinin altını çizdi belleğimde. Yazarın uzun uzun cümlelerinin derinliği bu romanında da devam ediyordu. Yazar başka bir pencere benim için. Bir aşk üçgeninde yakınlık uzaklık hissini bir arada duyumsatıyor. Çözümsüzlüğün içinde anlam yükü hikayeye tarafsızlaştırıyor. Duygusuzluk mu duygusallık mı ikilemi romanda gel gitlerle sürerken gerçek mi hayal mi sorusu hissettiklerinden sonra ne değişir sorusunu sordurttu bana.
Frankissstein Winterson baş döndürücü bir yazar. Geçmiş ve gelecek metinlerarasılıkla bağ kurarken yeni edebi,felsefi boyutlarda kapılarını açıyor. Tekrar tekrar okumalarda iyi ki karşılaşmışım dediğim yazarın kitapları başkaldırı ilerleyişinde devam ediyor.
Frankenstein ya da Modern Prometheus çok bilinen, tekrarlanan hikayede beni şaşırtan yazar-karakter ilişkisinde bilinçaltının izleriydi. Nesilden nesile aktarılan suçluluk duygusu romanda insanın kendine,kendi türüne öfkesini bir canavar görünümüyle yansıtıyordu. Tragedyaların " Kaderinden kaçamazsın." düşüncesi ne kadar hayatımızın içinde, yeniden bir sorgulama oluşturdu, roman aracılığıyla bende.