Yağ yok, tuz yok, şeker yok, gazyağı yok. Pirinç, kuru fasulye, et, patates, nohut, soğan, peynir, çay, sabun, buğday tümden tükenmiş. Bir avuç çivi kimya olmuş...İğne yok, iplik yok...Hele şeker. Çaylar kuru üzümle pekmezle içiliyor.
Bunun adı düpedüz kıtlıktı ve kıtlık sanki denizi de vurmuştu. Hele kahve! Bir fincanlık kuru kahve için kıyamet kopuyordu.
Çünkü birilerinin senin hakkında konuşmuş olduğunu duyduğunda kapıldığın, aynı anda sıçrayıp çıkan belli belirsiz kendinden memnun zevkle kızgınlık arasında bölünmüş durumdaydım.
En salakça olan da tesadüfi bir karşılaşmanın, ya da herhangi bir olayın daha derin bir anlam gizlediğini düşünmem, sadece olduğu gibi kabul etmek istemememdi.