Yalnız oluşun binbir biçimi vardır, sayısız olmasalar da, insandan insana gerekçeler değişir. Bir mahşerin ortasında yalnız olmayı, kalmayı bilenler tanırız, bu durumu seçmişlerdir.
Kalem, üç parmağımın arasından yoluna düşer. Bir satırdan ötekine geçerken, hem kendisini, hem de onu kullanan kişiyi içinde tutuklu kılacağı bir labirent örmeye koyulduğunun farkındadır. Katlanmak olsa gene iyi, gün gelir harflerinde hapsoluşundan hazlar devşirir. Yazmak, en sonunda ötekine ulaşacak bir patika, sokak, cadde, anayol kurmak olsa da, önce insanın kendi kendisine doğru yolcu çıkışıdır.
Şakül ve pergel, ölçü ve dengenin açık simgeleri. Sanat, Zanaat işleri bu iki kutba sıkısıkıya kenetlidir, pergel zihnin tasarım yetisini, şâkül elin dengeli iş çıkarma yeteneğini sınar. Masa da yapsanız, şiir ya da kitap da yazsanız, altın bir dengenin peşine düşeceksiniz: İmgeleminizden kopup gelecek yaratıcı kıvılcımlar, elinizde biçimlenen hünerinizle oranlı biçimde buluşmadıkça, ayar sorunlarının girdabından kurtulamazsınız. Benzeri sancılar insan ilişkileri sözkonusu olduğunda da devreye giriyor, yaşamın herbir aşamasında: Eş, kardeş, yoldaş, başdaş, usta ya da Hoca: Şâkül ve pergel işin içine girmeden olmuyor.
Çoğu ilişki, üzerinde düşünülmeksizin başlar ve gelişir. Birkaç ilişki, ele avuca sığmayacak çetrefilliğe bürünür. Sonuçta bir ağ örülür insan yaşamında - hem av, hem avcı olunur.
Mevlana'nın hikayesini bilir misin? Evinin penceresinden kırlara bakıyormuş ... Orada, uzakta, bir leylekle bir çulluğun yan yan yürüdüklerini görmüş. Bu iki ayrı cins hayvanı birleştiren nedir diye düşünmüş, merak etmiş bu arkadaşlığı. .. Kalkmış gitmiş yanlarına kadar ... Bakmış ki, ikisi de topal.