Victor Hugo, Notre Dame’ın Kamburu’nda bizi iki ana tema üzerinden test eder. İlki bilimin korkutucu yıkıcılığı hakkında, ikincisi ise aşkın acımasız yıkıcılığı hakkındadır. Ben de sırasıyla size bu iki ana tema hakkında, kendi okuma deneyimimle harmanlayıp birkaç şey yazacağım. Öncelikle değerli zamanınızı bana ayıracağınız için şimdiden teşekkür ediyorum.
İlk temaya başlayalım o zaman. Hugo bu temada bize “kitap yapıyı öldürecek” der. Neden böyle bir şey der, ne demek ister, dediğinizi hisseder gibiyim. Hani çoğumuz eski yapıların o muhteşem görkemine, ihtişamına, güzelliğine, el işçiliğine hayran kalır ve şuan neden böyle yapılar yok diye hayıflanıyoruz ya, işte Hugo bu temada bizim bu soruya daha o zamanlardan yanıt verir.
Hugo’ya göre neden o eski muhteşem, insanın ruhunu açan yapılar şimdi yok? Ya da neden şimdi eskisi gibi gotik bir mimari oluşturamıyoruz? Çünkü ana sebep bilim. Yani bilginin hızlı bir şekilde kolektifleşmesi. Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim.
Alaka şurada: matbaanın icat edilmesi ile birlikte bilgi artık taşa veya herhangi bir mimari yapıya nakşedilmesi gereksizleşti. Çünkü matbaa sayesinde bilgi hızlı bir şekilde çoğaldı. Artık eskiden olduğu gibi bilgiyi taşa veya bir mimariye değil, direkt kitaplara işleyip daha hızlı bir şekilde çoğaltıyoruz.
Şimdi diyeceksiniz ki kitaplar mimarinin olduğu dönemlerde de vardı. O zaman neden mimari yok olmadı? Çünkü o zaman kitaplar azdı ve tek bir merkezdeydi, bilgi yavaş işleniyordu, her yere yayılmıyordu. Bu yüzden herhangi bir savaş veya istila durumunda bu merkezde yer alan bilgi, yani kitaplar yok oluyor veya büyük tahrip görüyordu. O zamanlar buna çözüm olarak kitapların içindeki bilgiyi mimariye işlemek ve o bilgiyi savaşlara, istilalara karşı daha sağlam, güvenilir hale getirmek çok