sh

Sınırlı bir dünyada ekonomik açıdan sınırsız büyüme isteği
9/10
·152 syf.··
2026 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 22:56
Bu kitabı okuduğunuzda ironik bir şekilde şunu anlayacaksınız ki: Üzerinde yaşadığımız bu dünyada büyük bir enerji ve ekonomik açıdan büyü-yeme-me sorunu var. Fakat bu enerji ve büyüme sorununun tek bir çözümü var, o da çözümünün olmaması. Evet bu cevap size biraz karamsar gelebilir, fakat gerçekler her zaman toz pembe cevaplar ile yürümüyor. Neyse bu büyük enerji sorununu ekonomik açıdan ne Kapitalizm çözebilir ne de Komünizm; çünkü bu iki ekonomik sistem de tamamen büyüme odaklı. Biri şirketler tarafından ekonomik büyümeye odaklanıyor, diğeri devletler tarafından. Sorunun ana kaynağı da bu zaten: Sınırlı bir dünyada ekonomik açıdan sınırsız büyüme isteği. Çünkü devletler ya da şirketler enerji olmadan ekonomik açıdan büyüyemez ve gelişemez. Her imparatorluğun çöküşü, mevcut enerji krizine çözüm bulamaması ya da daha iyi bir enerjiye adapte olamaması yüzünden gerçekleşir. Bu açıdan baktığımızda insanlık ilk başta odun ile enerji ihtiyacını karşıladı. Ağaçlık alanlara hakim olan topluluklar büyük bir imparatorluk kurdu. Sonra sırasıyla şu enerji türleri geldi: kas gücü, kömür ve petrol. Bu enerji türleri keşfedildiğinde genellikle bir imparatorluğun çöküşü ve doğumu aynı anda gerçekleşti. Kas gücünde insan önemliydi; insanları etkileyip onların bu gücünden yararlananlar büyük imparatorluklar kurdu. Sonra kömür bulundu, bu da buharlı makinelerin oluşmasında ve Sanayi Devrimi’ne ön ayak oldu. Ve yine kömürü yani enerjiyi en çok kullananlar büyük imparatorluklar kurdu. Son olarak da petrol bulundu. Petrol enerji bakımından diğerleri gibi sıradan değildi, keşfedilen tüm enerji araçlarından daha büyük enerji üretiyor ve termodinamiğin ikinci yasasını ihlal etmiyordu. Bu kaynağa en çok sahip olanlar büyük imparatorluklar kurdu; mesela Amerika. Bu kitap, bize neden
Petro-KıyametAntonio Turiel · İş Bankası Kültür Yayınları · 202447 okunma
Reklam
Çirkin, iğrenç birinin hiç görülmeyecek aşkı.
10/10
·559 syf.··
2026 5. kitabı
·
101 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 01:19
Victor Hugo, Notre Dame’ın Kamburu’nda bizi iki ana tema üzerinden test eder. İlki bilimin korkutucu yıkıcılığı hakkında, ikincisi ise aşkın acımasız yıkıcılığı hakkındadır. Ben de sırasıyla size bu iki ana tema hakkında, kendi okuma deneyimimle harmanlayıp birkaç şey yazacağım. Öncelikle değerli zamanınızı bana ayıracağınız için şimdiden teşekkür ediyorum. İlk temaya başlayalım o zaman. Hugo bu temada bize “kitap yapıyı öldürecek” der. Neden böyle bir şey der, ne demek ister, dediğinizi hisseder gibiyim. Hani çoğumuz eski yapıların o muhteşem görkemine, ihtişamına, güzelliğine, el işçiliğine hayran kalır ve şuan neden böyle yapılar yok diye hayıflanıyoruz ya, işte Hugo bu temada bizim bu soruya daha o zamanlardan yanıt verir. Hugo’ya göre neden o eski muhteşem, insanın ruhunu açan yapılar şimdi yok? Ya da neden şimdi eskisi gibi gotik bir mimari oluşturamıyoruz? Çünkü ana sebep bilim. Yani bilginin hızlı bir şekilde kolektifleşmesi. Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim. Alaka şurada: matbaanın icat edilmesi ile birlikte bilgi artık taşa veya herhangi bir mimari yapıya nakşedilmesi gereksizleşti. Çünkü matbaa sayesinde bilgi hızlı bir şekilde çoğaldı. Artık eskiden olduğu gibi bilgiyi taşa veya bir mimariye değil, direkt kitaplara işleyip daha hızlı bir şekilde çoğaltıyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki kitaplar mimarinin olduğu dönemlerde de vardı. O zaman neden mimari yok olmadı? Çünkü o zaman kitaplar azdı ve tek bir merkezdeydi, bilgi yavaş işleniyordu, her yere yayılmıyordu. Bu yüzden herhangi bir savaş veya istila durumunda bu merkezde yer alan bilgi, yani kitaplar yok oluyor veya büyük tahrip görüyordu. O zamanlar buna çözüm olarak kitapların içindeki bilgiyi mimariye işlemek ve o bilgiyi savaşlara, istilalara karşı daha sağlam, güvenilir hale getirmek çok
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,2bin okunma
10/10
·632 syf.··
2026 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 02:22
Nasıl başlasam acaba, bilemedim. Çünkü Jane Eyre’i çoğu yazılan incelemeler gibi sadece bir kadının başkaldırısı olarak ele almak, bence esere biraz haksızlık etmek olur. Evet, hiç şüphesiz Jane Eyre kadınların bir başkaldırı manifestosudur. Bu zaten dağın görünen ve açık olan kısmı. Fakat ben bir de dağın görünmeyen, daha farklı kısımlarından bahsetmek isterim. Öncelikle bu eserin dört kısımdan oluşan bir haritası olduğunu söylemek isterim. İlk kısım, Jane Eyre’nin 10 yaşındaki küçük bir kız olarak kendisine yapılan haksızlıklara ve kötülüklere karşı ilk başkaldırı denemesinin yaşandığı kısımdır. İkinci kısım ise bu başkaldırı ile Jane Eyre’nin bir yatılı okulda gelişim göstermesi, kültürlenmesi, bilgilenmesi ve manevi olarak güçlenmesinin yaşandığı kısımdır. Üçüncü kısım ise Jane Eyre’nin bir malikanede mürebbiye olarak aşk yaşayacağı kısımdır. Bu kısımda biraz duralım; Jane Eyre’nin aşk kısmına odaklanmak istiyorum. Şimdi çoğu okur bu kitabı okuduğunda, mürebbiye Jane Eyre ile efendisi Edward Fairfax Rochester’ın aşkını imkânsıza yakın, sadece romanlarda yaşanacak bir aşk olarak görecektir. Fakat günümüzde bilimin nasıl geliştiğinin az çok herkes farkındadır. Şimdi konunun bilim ile ne alakası var diyen kişiler olacak. Ancak bilimin geldiği nokta itibarıyla Jane Eyre ile Edward Fairfax Rochester’ın aşkını bilimsel olarak açıklayabileceğimi düşünüyorum. Bu biraz kulağa deli saçması gelebilir, hatta belki şu an öyle bile olabilir. Ancak Jane Eyre ile Edward Fairfax Rochester aşkının kuantum dolanıklığına benzerliğini görünce belki siz de biraz şaşırabilirsiniz. Şimdi yazacaklarıma inceleme denir mi bilmem ama ben sadece bir karşılaştırma yapacağım, sonra tekrar kitabın içeriğine biraz göz atacağız. Neyse, şimdi Jane Eyre’nin aşkını kuantum dolanıklığı ile
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202142,2bin okunma
8/10
·104 syf.··
2026 2. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 01:07
Öncelikle Kurtarma Mesafesi kitabının çok değişik bir kitap olduğunu belirtmek istiyorum. Kitabın genel havasının korku ve merak duygusu arasında gidip gelen bir sürükleyiciliği olduğunu da söyleyebilirim. Sayfaları çevirdikçe olayı kavramaya çalışma dürtünüz ile merak duygunuz birleşip size kitabı bir çırpıda bitirtebilir. Ancak buna aldanıp yüzeysel okumaya kalkarsanız muhtemelen kitap bittiğinde kafanız karışmış ve “e şimdi ne oldu, amaç neydi?” gibi sorular sormuş olacaksınız. Bu yüzden kitabı not tutarak okumanız gerektiğini düşünüyorum. Ama tabii ki yine de siz bilirsiniz. Gelelim kitabın anlatmak istediği mesaja. Kurtarma Mesafesi kitabı, adında da anlaşılacağı üzere bir kurtarma, acil planı. Ancak bu acil plan fiziksel değil, tamamen dürtüsel ve hissel bir plan. Bir annenin çocuğunu her türlü tehlikeden kurtarma çabasını konu alan, ancak bu çabanın tamamen gözle görülebilecek bir seviyede tutulması, olayın ne kadar vahim bir vaka olduğunu bize gösteriyor. Annenin “kurtarma mesafesi” dediği şey; içgüdüsel olarak çocuğuna olan bağlılığını ve ona gelebilecek tehlikeleri önleme mekanizmasıdır desek, herhalde çubuğu gediğine tam oturtmuş oluruz. Neyse, bu annenin psikolojisinin tamamen sırat köprüsü kadar ince bir çizgide gidip geldiğini anlamışsınızdır umarım. Çünkü bu kurtarma mesafesi denilen kavramı o kadar abartıyor ki çocuğuyla ilgilenecek vakti kaldığından şüpheliyim. Sanırım biraz da paranoyak bir anne; hatta ne birazı, basbayağı psikolojik bir vaka sunuyor yazar bize. Şimdi kitap yer yer gerçeklikten de kopuyor, fantastik bir yere evriliyor da diyebilirdim; ancak bunu yüzeysel okuyan biri söylerdi. Çünkü fantastik evrilme dediğimiz olayın, bizim annemizin tamamen paranoyaklığından kaynaklandığını düşünüyorum. Annemizin üstüne gidiyorum; çünkü komşunun
Kurtarma MesafesiSamanta Schweblin · Can Yayınları · 20211,992 okunma
9/10
·410 syf.··
2025 125. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2025 23:10
Kitap Mevlânâ’nın şu sözüyle başlar: “Doğru ve yanlış kavramlarının ötesinde uzanan bir toprak var. Seni orada bekleyeceğim.” Bu söz kitabın hem kısa bir felsefi özeti olurken hem de içi buruk bir yankısı olur. Kitabın sayfalarını çevirdikçe doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün zaman karşısında nasıl anlamını yitirdiğini acı ve üzücü bir şekilde fark etmemek olanaksızlaşıyor. Okurken kesim kesim içimde güzel bir acı his bıraktığını da inkâr etmeyeceğim. Kötü görünen bir olayın uzun vadede iyi olabileceğini, aynı şekilde iyi görünen bir olayın uzun vadede kötü olabileceğini, zamanın iyi ve kötüyü aynı hizaya getirebileceğini öğrendim. Aslında buna pek “öğrendim” de diyemem; resmen kitabı okuyarak kitapla deneyimledim diyebilirim. İyinin ve kötünün aynı rengin farklı tonları olduğunu, aslında bu iki kavramın birbirinden pek de uzak olmadığını kitabın soğuk ve acı bir gerçeğiyle tattım. Bu kitapta doğru ve yanlış ya da iyi ve kötü çizgisi yok. Sadece insanın taşıyabildiği kadar hayat var. Genel olarak hüzünlendirici, duygusal bir kitap olduğunu da belirtmek isterim. Ki yazarı biraz tanıyorsanız, kaleminin her bir mürekkep damlasının gözünüzdeki her bir yaşa denk geldiğini de az çok bilirsiniz. Duygusallık konusunda yazara ekstra bir ödül daha verilmeli bence. Neyse, fazla uzatmayayım; kitabın konusuna geçeyim. Ana karakterlerimiz olan iki kardeş, Peri ve Abdullah etrafında dönen acı ve hüzün dolu ama biri bunun farkındayken diğerinin bu acı ve hüzünden uzak oluşunu ele alan bir hikâye. Bu hikâye ilk olarak bir masal ile başlarken, o masalın gerçekleşmesiyle biter. Yazar karakter derinliğini öyle güzel oluşturmuş ki neredeyse her karakterin bir çocukluk hikâyesi ve gelişim evresi var. Dil sade ve akıcı iken yazım tarzı ise genellikle monologlardan ve kısmen
Ve Dağlar YankılandıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 202242bin okunma
Reklam