Bir sektördeki ekonomik kârlar önemlidir çünkü diğer sektörlerdeki firmalara topraklarını, işçilerini, sermayelerini ve girişimsel yeteneklerini ekonomik olarak kârlı bir sektörde istihdam etmeleri için teşvik sağlar. Ekonomik kârlar, öz kaynakları en etkin şekilde kullanılmaya davet eder. Uzun vadede, rekabet, ekonomik kârları yok eder. Sektör, ekonomik kârlar sıfır olduğu zaman en verimli durumundadır. Ekonomik kâr sıfır olduğunda mevcut firmaların pazardan ayrılması ya da yeni firmaların pazara girmesi için bir teşvik kalmaz.
Bir arazı aracı kullanmak, Güneydoğu Asya'daki açlık sorununu nasıl etkileyebilir? Birkaç yıl önce benzin fiyatları birden tırmanmaya başladı. Sonuçta, birçok Amerikalının cüzdanına binen yükü hafifletmek için kayda değer politik baskı yapıldı. Çoğu kişi, daha az araba kullanmak ya da seyahat etmek yerine yüksek fiyatlar ödemek zorunda kalmadan savurgan araçlarını kullandıkları her zamanki yaşam tarzlarını sürdürmek istedi. Hoover Institution'dan Thomas Sowell'e göre, politikacılar ve birçok kişi, "Parayı veren düdüğü çalar," atasözünü göz ardı etmeyi tercih etti. Olan şey tam manasıyla buydu.
Benzin fiyatları arttığı için alternatif yakıtlara talep arttı. Alternatif yakıt talebindeki bu artış, etanol denen ürünü sağlayan mısır yetiştiricileri tarafından memnuniyetle karşılandı. Etanolün daha düşük maliyetle üretilmesini isteyen mısır yetiştiricileri, daha fazla sübvansiyon verilmesi için Kongre'de kulis faaliyetleri yaptılar. Bu, arazilerin, diğer ürünlerin, özellikle de buğdayın aleyhine, mısır üretimine ayrılmasıyla sonuçlandı. Buğdayın arzı azaldığı için fiyatları arttı, ikame ürün pirincin de fiyatı arttı çünkü artık pirince de daha fazla talep vardı. Bu durum, pirinç fiyatının, Güney ve Güneydoğu Asya'daki halkın temel besin maddesi olan pirinci almaya güçlerinin yetmeyeceği seviyeye kadar yükselmesine yol açtı. Hızla açlık baş gösterdi. Piyasalar birbiriyle konuşur. Hiç kimse açlık yaratmak istememişti fakat insanlar kıtlığı göz ardı ettiklerinde istenmeyen sonuçlar doğabilir.
Tasarruf sahipleriyle borçlananlar arasında bir köprü veya aracı görevi görmek, muhtemelen bankaların en önemli işlevidir. Bankalar faiz ödemesi sunarak insanları para biriktirmeye teşvik ederler. Sonra bu tasarruflar, bankanın kâr etmesi için, tasarruf sahiplerine ödenenden daha yüksek faizle borçlananlara verilir. Tasarruf sahibi fayda sağlar çünkü güvenli ve görece likit bir mali yatırımla olası bir borçlunun önemli bir risk teşkil edip etmediğini değerlendirmek zorunda kalmadan faiz kazanır. Borçlu, geniş bir kaynak havuzuna erişim sayesinde fayda sağlar. Bu, ekonomi için önemlidir çünkü artık borçlular dayanıklı mallar satın alabilir veya sermayeye ya da konuta yatırım yapabilirler ki, bu da iş yaratır ve ekonomik büyümeye yol açar.
John Locke Yönetim Üzerine İkinci İnceleme adlı eserinde, insanların kendi özel mülklerinin keyfine varabilmeleri için bu mülklerinin içinde emniyette olmaları gerektiğini ileri sürer.
"Ekonomistler ile siyasi düşünürlerin görüşleri, haklı olduklarında da haksız olduklarında da, genelde anlaşıldığından daha etkilidir. Aslında dünyayı bu görüşler yönetir. Kendilerinin herhangi bir düşünsel etkiden tamamen muaf olduğuna inanan deneyimli kişiler, genellikle ölmüş birtakım ekonomistlerin köleleridir."