Doğallık yavaş yavaş yok oluyor. Popülerlik ve beğenilme arzusu bizi biz olmaktan çıkarıyor. Farkında olmadan. Yazdığımız şeyler paylaştığımız fotoğraflar, takip ettiğimiz insanlar. Biz miyiz? Yoksa olmak istediğimiz mi?
Doğru zamanda doğru yerde olmak yetmez, doğru zaman da doğru bir yerde olup doğru bir adım atmak gerekir.Tek başına doğru bir adım ise yanlış bir zaman veya yer kurbanı olabilir.Birde yanlış insanda takılıp kalmak zaman,duygu ve enerji israfına sebep olur ve bize pahalıya patlar.
Kitabı ilk açıp okumaya başladığımda, Osmanlıca kelimelerin oldukça fazla olması ve bu sebeple okumanın zor olacağını düşündüm. Ancak sayfalar ilerledikçe yanıldığımı fark ettim. Osmanlıca kelimlerle birlikte Musiki terimlerde oldukça fazla yer alıyor kitapta. Mevlevi dergahının etrafında gelişen olaylar, Masalsı bir anlatım ve mizah öğelerinin de sıklıkla kullanılması okuru yormayan ve sıkmayan bir akıcılık sağlamış. Olay örgüsü, kurgu ve merak unsuru sayfaları hızla çevirmenize yardımcı oluyor. Özellikle karakterler çok başarılı cimriliği ve bencilliğiyle “Kalın Musa”,
Saflığı ve temizliği ile “Eflatun”, aşkı ve cesaretiyle “Davut”dikkat çeken karakterler. Kitabı okurken sık sık karşılacağınız için bazı kelimeleri hemen araştırmak faydalı olacaktır. Bitirdiğinizde ise kelime haznenize yeni kelimeler kazandırmış olacaksınız...Olumsuz olarak aşina olmadığımız çok fazla kelimenin olması okurken yorucu gelebilir. İsimler ve karakterler arasında karmaşa yaşanabilir. Kısaca herkese hitap edecek bir kitap olduğunu söyleyemem. Ancak ben çok beğendim....
Udûnu kılıfından çıkardı ve itidal-i dem ile ûdunu dımbırdatıp o Kelam-ı Kadim’i dem-â-dem takdim ile, dim-i benî âdemi o kadîm demdeme ile adım adım ve dem-be-dem eden musikiyi dinletti.