"kararlı olan herhangi bir çoğalan sistem (ister kopyalanan moleküller, ister tavşanlar, isterse çoğalan başka bir grup olsun), ancak oluşum hızı bozunma hızıyla (aşağı yukarı) dengelenirse kararlı kalabilir. Bir başka deyişle, kopyalanma tepkimesinin uzun süre devam edebilmesi için kopyalanan sistemin oluşum hızına koşut bir hızla bozunması da gerekir. Bu koşullarda kopyalanma süreci - en azından ilkesel olarak- sınırsız biçimde sürebilir."
Bu durumda ahlak yasasına duyulan saygı tek ve kuşkusuz ahlak güdüsüdür; bu duygu bu neden dışında başka bir nesneye yönelmemiştir. Ahlak yasası ilkin, usun yargısında, istenci nesnel ve dolaysız belirler. Nedenselliği yalnız yasayla belirlenen özgürlük ise bütün eğilimleri, böylece de kişinin kendine değer vermesini kendi salt yasasına uyma koşuluna göre sınırlamadan kaynaklanır. Bu sınırlama duygu üzerinde etkisini gösterir; ahlak yasasından da önsel olarak bilinebilen acı duygusunun doğmasını sağlar. Ancak bu, salt pratik bir usun etkisinden doğmuş ve belirleme nedenleri eğilimler olan öznenin özellikle etkinliğine, bununla da (ahlak yasasıyla uyum sağlamayınca yok olan) kendi kişisel değeri konusundaki kanısına yıkım getiren yalın olumsuz bir etkidir. Bu nedenle de, bu yasanın duygu üzerindeki etkisi, kişinin alçalmasıdır. Biz, bu alçalmayı önsel olarak görebiliriz, ancak onun yerine bir güdü olarak, salt pratik yasanın gücünü değil, yalnız duyusallığın güdülerine karşı direnci koyabiliriz. Oysa yine de, bu yasa nesnel olarak; salt usun tasarımında istencin dolaysız belirleme nedenidir; dolayısıyla kişinin bu alçalması yasanın arınmışlığıyla bağlantı içinde olup biter. Duyusal yönden, kişinin alçalması anlamına gelen kendini bir ahlak değeri olarak görme savlarının geçersiz kalması, düşünsel yönden yasanın kendisine ahlak değeri verme, açıkçasi pratik değerlendirmede bir yücelmedir. Tek sözcükle söylemek gerekirse, yasaya duyulan saygı; düşünsel nedeninden dolayı, önsel olarak bilinen olumlu bir duygudur. Çünkü bir etkinliğin karşısına dikilen engellerin azaltılması bu etkinliğin ilerlemesi demektir. Ahlak yasasının benimsenmesi de pratik usun nesnel nedenlere dayanan bir etkinliği bilincidir."
Bu durumda ahlak yasasına duyulan saygı tek ve kuşkusuz ahlak güdüsüdür; bu duygu bu neden dışında başka bir nesneye yönelmemiştir. Ahlak yasası ilkin, usun yargısında, istenci nesnel ve dolaysız belirler. Nedenselliği yalnız yasayla belirlenen özgürlük ise bütün eğilimleri, böylece de kişinin kendine değer vermesini kendi salt yasasına uyma koşuluna göre sınırlamadan kaynaklanır. Bu sınırlama duygu üzerinde etkisini gösterir; ahlak yasasından da önsel olarak bilinebilen acı duygusunun doğmasını sağlar. Ancak bu, salt pratik bir usun etkisinden doğmuş ve belirleme nedenleri eğilimler olan öznenin özellikle etkinliğine, bununla da (ahlak yasasıyla uyum sağlamayınca yok olan) kendi kişisel değeri konusundaki kanısına yıkım getiren yalın olumsuz bir etkidir. Bu nedenle de, bu yasanın duygu üzerindeki etkisi, kişinin alçalmasıdır. Biz, bu alçalmayı önsel olarak görebiliriz, ancak onun yerine bir güdü olarak, salt pratik yasanın gücünü değil, yalnız duyusallığın güdülerine karşı direnci koyabiliriz. Oysa yine de, bu yasa nesnel olarak; salt usun tasarımında istencin dolaysız belirleme nedenidir; dolayısıyla kişinin bu alçalması yasanın arınmışlığıyla bağlantı içinde olup biter. Duyusal yönden, kişinin alçalması anlamına gelen kendini bir ahlak değeri olarak görme savlarının geçersiz kalması, düşünsel yönden yasanın kendisine ahlak değeri verme, açıkçasi pratik değerlendirmede bir yücelmedir. Tek sözcükle söylemek gerekirse, yasaya duyulan saygı; düşünsel nedeninden dolayı, önsel olarak bilinen olumlu bir duygudur. Çünkü bir etkinliğin karşısına dikilen engellerin azaltılması bu etkinliğin ilerlemesi demektir. Ahlak yasasının benimsenmesi de pratik usun nesnel nedenlere dayanan bir etkinliği bilincidir."