Anonimleştirme, belki de tüm dünyada geçerli tek yönetim şekliydi; seni kendi kimliğinden soyup kalabalığa, o kalabalığın içinde bir yüzsüzlüğe mahkûm ediyordu. Oysa o tekti. Diğer insanlardan daha iyi, daha kötü, daha çirkin, daha güzel, başarılı ya da başarısız her şey olabilirdi; ama ne olursa olsun farklıydı, benzersizdi. Düşünceleri, duyguları yalnızca kendisine aitti, kimse alamazdı, çalınamazdı, ruhu onundu. İşte tam da bunu onun elinden çekip almaya çalışıyorlardı. Onun varoluşunu çalmak istiyorlardı, benliğini yok etmek.
Çevresindeki çoğu arkadaşı evliliğin aşkı öldürdüğüne dair yaygın bir kanaat taşır, bu düşünceyi alaycı bir gülümsemeyle dillendirirdi, sanki bir sırrı çözmüşler gibi. Ama Selim onlara katılmıyordu. O, aşkın farklı evreleri olduğuna inanıyordu, her evre kendi güzelliğini taşırdı, kendi anlamını, kendi derinliğini.
Aile bağlarınızın, çocuklarınızın, kocanız ya da sevgilinizin olmaması sizi daha dayanıklı yapıyordu. Sevdiğiniz her insan zaafınız oluyordu. Kimseyi umursamadığınızda korkusuz olabilirdiniz çünkü o zaman dünya sizi bana yaptığı gibi yok edemezdi.