“Sıradan sözcüklerin tekrarı en eski ve türümüzün en teselli edici geleneklerinden biridir. Beylik laflarımız olmasa ne yapardık biz?...Beylik laflar gizli korkularımızı, sonsuz gerçeklere dönüştüren sihirli değneklerdir.”
…Ne kadar da cesur yaratıklarız, diye düşünüyor acıdan gözyaşları dökerek – sürekli kazıyıp yapıştırarak, evlerimizi ve bedenlerimizi üstünkörü onararak zamanın yarattığı hasarı sınırlandırmaya uğraşıyoruz ama çürüme yine de ilerliyor, amansızca, saçlar ağarıyor, cilt kırışıyor, toz ve pas birikiyor, duvar kâğıdı lekelenip yırtılıyor, ayaklar çarpılıyor, tahta eğiliyor, eklemler kilitleniyor…
“Yaşantımız boyunca: İşte şimdi tümüyle ve tamamıyla kendimim diyebileceğimiz bir an var mıdır acaba? Başka bir deyişle: Ne olduğumuz gerçeğini gelişme tarzımız mı oluşturur?”
Ailemdeki herkes kişisel çıkarları için anıları sabote eder. Her zaman gerçeğe kendi yorumumuzu katma yollarını arar, gerekirse manipüle ederiz. Kimi zaman gerçeği baltalarken kendimize bir şüphe payı, olayların doğruluğunu belirleyebilecek ince bir açıklık bıraksak da genellikle tersi olur: Başlangıçtaki yalanımızı ya da yalana yol açan esas olayı tamamen unuturuz.