Kitap araba kullanan bir adamın ansızın kör olması ve bu körlüğü etrafındaki insanlara bulaştırmasını konu alıyor ama bu körlük bildiğimiz körlük gibi değil. Görmemek aslında bazı şeyleri daha iyi görmemizi sağlıyor. Salgın halinde devam eden körlük herkesin sadece kendi hayatını düşündüğünü -iktidarın bile- ve insan hayatının değersizliğini apaçık gözler önüne seriyor. Aynı zamanda insanın başkalarına ne kadar muhtaç bir varlık olduğunu, gözleri gören tek insan olan doktorun karısına olan bağlılıklarından anlayabiliyoruz. İnsanın sadece başkalarına muhtaç olduğunu değil kendi ihtiyaçlarının da ne kadar kölesi olduğunu en basitinden açlıktan tutun cinselliğe kadar ne kadar aciz olduğumuzu anlıyoruz ve koşullar ne kadar kötü olursa olsun normalde ahlaksızlık olarak nitelendirebilceğimiz çoğu şeyi böyle çaresiz bir zamanda yapmaktan çekinmiyoruz çünkü nasıl olsa görmüyorlar gibi bir duvarın arkasına saklanıyoruz. Gerçek hayatta da böyle değil midir? Görüp de görmediğimiz ne çok şey var!
Bu arada yazar karakterlerine bir isim vermek yerine onları belirli sıfatlarla tanımamızı sağlıyor böylesi karakterlerin gözümüzde canlanması açısından çok daha iyi hem de isimlerimizin bir önemi olmadığını bizi biz yapan şeylerin çok daha başka olduğunu anlıyoruz. Gerçek hayatta da yeni tanıştığımız birinin adını unutsak bile başka özelliklerini daha iyi hatırlamaz mıyız?
Kitabı okurken kendinizi her şeyin ortasında hissediyorsunuz. Bütün kötü kokular sizin burnunuza geldiği gibi yağan yağmurda sizde temizlendiğinizi hissediyorsunuz ve en önemlisi sonunda sizde görmeye başladığınızı -gerçekten görmek- hissediyorsunuz çünkü sadece gördüğü halde görmeyen körlerdik!
Yazar ödül aldıktan sonraki konuşmasında şunları söylemiş:
Başka bir gezegene, oradaki kayaların yapısını incelemek için