"Keşke herkes hayallerimizdeki kadar masum olsaydı. Keşke öyle bir gezegende yaşasaydık da, böyle adamlar çocukluğumuzu çalmaya cesaret bile edemeseydi."
“Yaptığının yanlış olduğunu da, büyük bir suç olduğunu da biliyorsun değil mi? Yakalanırsan bitersin. Yakalanırsan hiçbir şey yapmadığım halde ben de biterim. O insanlar ufacık kamyonetin kasasına sıkıştırılıp bir sınırın boyunda ölüme bırakılmayı hak etmiyor.” Cevap vermesini beklerken dik dik yüzüne bakıyordum ama o yüzünü buruşturmakla yetindi. “Ayrıca ben horlamam. Yalan konuşmasana.” Bu kez gerçekten güldü ve ben bu hareketi hiç beklemediğimden şaşırdım. “Sınırlar benim işim, Sarışın. Yasal olmadığını da, yakalanırsam başıma neler geleceğini de senden çok daha iyi biliyorum, akıl vermene ihtiyacım yok benim. Ayrıca horluyordun.” Gülümsemenin izleri dudaklarından ufak ufak silinip yerini küçük bir tebessüme bıraktı. “Ne oldu?” diye sordu ben ona boş bir ifadeyle bakarken. “Yakalanacaksın diye korktun mu yoksa?” “Neden korkacakmışım ki? Her şeyi senin yaptığını, beni zorla götürdüğünü söylerim.” Ateş bana tekrar güldü. Sanki ortada komik bir şey varmış gibi gülüp duruyordu. “Söylersin tabi.” dedi benimle alay ederek. “İçkine ilaç katıp seni bayılttığımı falan da söyle de inandırıcı olsun. Kızım sen benimle kafa mı buluyorsun yoksa gerçekten saf mısın? Allah seni bana ceza niyetine mi gönderdi acaba?”