Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım
Bana bunu sessizce anlatıyorlardı
Bir yerde onların yönlerinden
Alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
Bulvarların geceye vurdukları
Çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
Uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
Bir sürü alışkanlıklar taşıyan
İnsanlığımızı gülüşü yalnızlar çarşısında
Çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
Başkası sevsin diye en seçkin yerine
Bir şal gezdirirdi
İnsanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla
Cahit Zarifoğlu
Bu şehirden gidiyorum
Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi
Gururu yıkılmış soyatlar gibi
Bu şehirden gidiyorum.İnsanlar taş gibi bana yabancı
Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarda
Bir tanbur bir yalnızlığı anlatıyorsa
O ışıksız pencereden
Ben onu duymuyor gibiyim
Bir ağaç ölüyorsa kapınızın önünde
Ben onu bile duymuyor gibiyim.Bu şehirden gidiyorum
Gömerek geceyi içime
Sabahın hüznünü beklemeden
Gidiyorum bu şehirden. Erdem Bayazıt
Bazen yaralı bir kuş olursunuz ummadığınız bir kapıda
Gündüz kaçtığınız, gece sığındığınız dağınık bir yuvaya benzer.
Bazen hayat tüm çelişkisiyle vurur yumruğunu göğsünüze
Hayat en çok yalnızken yakalar kendi içinize olan o munis yolcuğunuzu
Kızdığınız şeye sevda duyarsınız bazen,
Gözlerinizde durur sevdanızın çelişkili korkusu
Erdem Bayazıt