Dilek

Dilek
Kitap okumayi seviyorum. Buradaki amacim sadece kitaplar hakkinda insanlarin fikirleri ve begendigim yazilari alintilamak.LUTFEEEEEN TANISMAK ICIN YAZI YAZMAYIN. Cevap yazmam. Ustelerseniz engellerim.
İlk günlerde helikopter kameralarından alınan şiddet görüntüleri televizyonlarda yayınlanıyordu, sonra o yayınlar kesildi. Çatışma haberleri hâlâ veriliyor ama yakın plan görüntü yok, ancak uzaktan çekilmiş 8belli belirsiz görüntüler var. Başlangıçta kamuoyunda oluşan "bu çılgınlığa dur denilsin" havası da dağıldı böylece. Herkes bunun nereye varacağını merak ediyor. Bazı gönüllüler, karantina bölgelerine bitişik yerlerde, ya da bölgelerin İçinde, devletten bağımsız şekilde, yaralılara tibbl hizmet vermeye çalışıyorlar. Devletin hiçbir şeye karıştığı yok. Devlet, abukların azalarak bitmesini bekliyor gibi.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Hastalık evriliyor mu?" diye soruyor televizyon yorumcuları birbirlerine. Bu yeni gelişmeden içten içe memnun olanlar da var, hastaların kendi hallerine bırakılmaları gerektiğini ve aralarındaki sorunları ancak kendilerinin çözebileceği lafları dolaşıyor. Bu, deyim yerindeyse, abuğu abuğa kırdırmanın kibarca söylenmiş hali. Abukların birbirlerini imha etmelerinden üzüntü duymak için bir nedenimiz yok. Bizim çoktan yapmış olmamız gereken şeyi kendi kendilerine yaparak bizi olası vicdan azabından kurtardıkları için minnettar olabiliriz ancak
Televizyonlara bakarsanız, salgınla mücadelede önemli gelişmeler sağlanmıştır, yakın bir gelecekte salgın tamamen kontrol altına alınacaktır, bu arada bir tedavi bulunmasında da son aşamaya gelinmiştir. Oysa dışarıda şahit olduğum hayat çok farklı, iyiye doğru herhangi bir gidiş göze çarpmıyor, tüm önlemlere rağmen hastalık yayılmaya devam ediyor.
Oysa gerçekte tabii ki, öyle duyar duymaz kapmazsınız hastalığı. Önce dinlemeniz gerekir. Bir cümle, bir soru dikkatinizi çeker; tuhaf, muzip, komik, cin gibi falan bulmuş olabilirsiniz. Bunu nereye bağlayacağını merak edersiniz. Dinlemeye başlarsınız. Sizde şöyle bir his yaratır: "Ne dediğini anlamıyorum ama anlamak üzereyim sanki." Tam o anda anlamıyorsunuzdur ama ardından gelecek açıklamayla her şey aydınlanacak gibi gelir. Ama bir sonraki cümleyle biraz daha gömülürsünüz içine. Burada geri dönüşü olmayan bir noktadan geçersiniz, fark etmeden. Sonra "yeniden doğuş" gibi bir deneyim yaşarsınız, bir anda bütün abuklamalar, ta en başında söylediklerinden son cümlesine kadar, ihtişamlı bir bütünlük olarak karşınızda belirir. Öteki tarafa geçmişsinizdir. Artık mantıklı bir cümle kuramayacak, normalde yaptığınız hiçbir işi yapamayacak, en basit becerilerinizi saçmalayacaksınız. bile hatırlamayacak, sadece saçmalayacaksınız.
Bunları duyunca itiraz ettim: "Peki ama bu demek oluyor ki, ülkenin dertleri hakkında sürekli fikir beyan eden bu insanların aslında olup bitenden haberi yok. Halkın arasına hiç karışmıyorlar, sokaktaki duruma doğrudan tanıklık etmiyorlar. Her konuda ileri geri konuşma cüretini nereden buluyorlar?"