Aşk hiç de sizin söylediğiniz basit sempati veya bazen derin olabilen sevgi değildir.
O büsbütün başka, bizim tahlil edemeyeceğimiz öyle bir histir ki, nerden geldiğini bilmediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gitiğini de bilemeyiz...
Zaman zaman beni saran hüzünlerin, hayat bıkınlığının bir ruhi hastalık alameti olmasından korkardım. Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü giçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım..
Bu yaşıma kadar varlığından bile haberim olmayan bir insanın birdenbire benim için nasıl bir ihtiya olabilirdi?
Fakat bu hep böyle değilmidir?
Birçok şeylere ihtiyacamızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmezmiyiz..?