Greydate

Greydate
@Greydate
#istanbulsözleşmesiyaşatır #48650601 #48770675 #49381821 #49279556
728 okur puanı
Haziran 2019 tarihinde katıldı
Reklam
Musa Arketipi
Tanınmış İsviçreli Psikolog Carl Gustav Jung, musa figürünü erkeğin ruhundaki bilinçdışı kadın niteliklerinin bir tezahürü olarak yorumlamış ve buna anima adını vermiştir. Erkeğin ruhundaki kadın eğilimleri, ifadesini ruh hallerinde, belirsiz duygularda, akıldışına açıklıkta, kişisel sevgi yeteneğinde, doğaya yönelik duygularda, sezgilerde ve bilinçdışıyla ilişkilerde bulur. Mitolojide arayış içindeki kahraman amacına ulaşabilmek için bir rahibeden ya da kadın kâhinden öğüt alır, o da ya kahramanın ilahi iradeyle ilişki kurmasını ya da Tanrı'nın kendisi aracılığıyla konuşmasını sağlayarak ona yol gösterir. Anima erkeğin tüm içgüdüsel davranışlarını etkiler. Örneğin aşk ilişkisinde kadın, eşinin kendisinden istediklerinin, aslında onun olmak istediği şey le örtüşmediğini hissedebilir. İşte bu, erkek animasının kadına yansıtılmasının yaygın olarak görülen bir örneğidir. Böyle durumlarda erkeğin kafasındaki kadın fikri, erkeğin kendi ruhundan kaynaklanıyor olabilir. Anneyle ya da bir zamanlar yatıştırıcı işlev görmüş başka kadınlarla ilgili çocukluk anılarının yanı sıra, cinsel fanteziler de ideal kadın imgesini biçimlendirip besleyebilir. Kadınlar bu durumdaki erkeklerin, ilişkilerinde "zihinsel" olduklarından yakınırlar. Mitolojide anima, doğanın erkeğin ruh halleri üzerindeki değişken etkilerini ifade eden, erkeklerin şiirde, resimde ve müzikte akıldışı anı yakalamasını sağlayan dişil güçtür. Ortaçağ metinlerinden birinde, anima kendi doğasını şöyle açıklar: "Kırların çiçeği, vadilerin zambağıyım. Saf sevginin de korkunun da bilginin de kutsal umudun da anasıyım... Yaşamın öğelerinin aracısıyım, onların birbiriyle uyum içinde olmasını sağlarım. Sıcak olanı soğutur, soğuk olanı ısıtırım, kuru ola mi ıslatır, ıslak olanı kuruturum, sert olanı yumuşatırım... Papazın
TANRIÇA ARKETİPLERİ KADINLIKLA İLGİLİ MİTLER ...Aynı zamanda yaratıcıyı ve yok ediciyi temsil eder; Mısır tanrılarını yaratan, firavunlara gücünü veren odur. Isis'in bir adı da, eski bilgelik anlamına gelen Maat'ur (her şey deki bir şey ve şeydeki her şey). Dinler tarihin de bir tanrıçanın tek bir arketipsel özelliği temsil etmesi daha sonraki dönemlere rastlar; güç ve zenginlik, çağların geçmesiyle azalmıştır. Geriye doğru izleyebildiğimiz kadarıyla, ilk tanrıçalar, genellikle gece ile gündüz kadar uzlaşmaz ve kadının kendisi kadar akıl almaz olan pek çok ilkeyi birden temsil ediyorlardı. Ayın evreleri, kadının üç çağıyla karşılaştırılabilir: hilal genç bakireyi, dolunay cinsel potansiyelini tam anlamıyla gerçekleştirmiş kadını, son dördün de ileri yaşın bilgeliğini temsil eder. Dolayısıyla güçlü bir tanrıçayla ay arasındaki ilişki değişebilir ve çoğu zaman güçlü bir tanrıça kadınlığın üç yönünü birden temsil eder. Cadılar tanrıçası Diana-Artemis, efsanevi Amazonların büyük tanrıçasıydı. Amazonlar eski Trakya'dan Makedonya'ya, Kuzey ve Bati Afrika'dan Libya'ya kadar geniş bir bölgede hastaları iyileştirme ve ebelikte ustalaşmış savaşçı kadınlardı. Diana bu yönüyle gökyüzü tanrıçası, ayın saf ve temiz avcısı ve vahşi hayvanların koruyucusuydu. Ona inananlar genç kadınlardı, tapınağına erkeklerin girmesi yasaktı. Diana ikinci yönüyle Asyalı Artemis'ti; bütün varlıkların anası olan, zevk ve sefa düşkünü, çok memeli tanrıçaydı. Amazonlar tarafından Efes'te bir Artemis Tapınağı yapılmıştı ve bu tapınak İlkçağ dünyasının harikalarından biri sayılıyordu. Diana üçüncü yönüyle gece göğünün karanlık tanrıçası, salgın hastalıklara ve ani ölümlere yol açan Hekate'ydi. Hekate'ye geceyarısı, yolların birbirine kavuştuğu yerlerde tapılırdı. Diana kültü Tunç Çağında Akdeniz'in
O primum mobile, ilk başlangıç, her şeyin ondan çıktığı ilk maddi kalıptır. Onu öncesinde ve kökeninde sorgulamak onu anlamamaktır. Onu yanlış anlamak ve küçük görmek, ona gerçekten hakaret etmektir. Böyle bir işe kalkışan kimse, eski Mısır’ın Sais tapınağında Tanrıçanın peçesini açmaya kalkan genç talibin gördüklerinden dilinin tutulması gibi, felaketlere uğrar. Yunan geleneğine göre Tanrıça kendisi için “kimse benim peçemi açamamıştır” demiştir. Sorun aslında peçe sorunu değil onun dişi çıplaklığını örten elbisedir -peçe daha sonraki nezaketten doğan yanlış yorumdur. Anlamı şudur: ben eşi olmayan Anneyim, Gerçek Anne, herkes benim çocuğumdur ve dolayısıyla kimse bana yaklaşmaya cesaret edemez; buna kalkışan edepsiz Anneyi utandırır- ve lanetin nedeni de budur.”