Kişi hiçbir zaman başka birini tam olarak tanıyamaz; çünkü bu her bir düşünce ve duygunun bilinmesi anlamına gelirdi; bunun yerine, gözlemlediğimiz parçaları kullanarak kişisel bir bütün oluştururuz, bu bütün de özel bakış açımızın görmemize izin verdiği orana bağlı olarak şekillenir.
İnsanların tutkuları çıkarlarıyla karşılaştırılmaya başladığında, çıkarların daha geniş veya daha dar bir kapsamda ele alınmasına göre bu karşıtlığın anlamı değişebiliyordu.
Bir pencere size belki de dünyanın en güzel manzarasını gösterebilir fakat bu görme kabiliyetini sunan, evin içindeki manzaradan başka bir şey değildir. Evin içinde huzurunuz, neşeniz, mutluluğunuz yoksa en parıltılı manzaralar dahi sönük görünmez mi?