"Aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir. Onu kucaklayarak, bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur. İnsanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir." Sarılmak, güvendir. Aşk, sarılmaktır.
Niye insanlar karşındaki ni dinlemeyi bilmezler? Haksız yere karşındakine bağırıp dururlar? Bu nasıl bir anlayış? Toplum olarak biz neden bunu aşamıyoruz?
Hikaye yazmak için bilinmesi gereken iki temel kural vardır; birincisi, anlatacak bir hikayenin olması ve ikincisi okuyan kişinin bunu yaşadığını hissetmesini sağlamak.
“Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. Sanki içimde derin bir hiçlik var.”
“Deve, çöl dikeni yiyince damağı kanar. Ve ılık kanın tadını çok sever; lezzeti kandan
değil dikenden bilir. Böylece diken yemeye devam eder. Sonunda diken yiye yiye kan kaybından ölür. Araplar, devenin diken yemesine ‘ha-re-se’ derler. Yani ‘ihtiras’,
kendi kanında boğulma.”