Gulhat guler

İstidraç tesellisi
Allah'ın şefkati kimi zaman musibet görünümünde zuhur eder. İlahi merhamet hep okşama şeklinde değil, bazen de sarsılma şeklinde tecelli eder bazen de durum tersidir ve Kader insanı nimete boğarak da batırabilir. Karun'a onca nimeti veren kimdir? Dış yüzü nimet ama iç yüzü musibet olan bu imkanların yaratıcısı da Rabbimiz değil miydi? Nimetler kimi zaman insana Rabbinden uzaklaştıran onunla manevi irtibatın kesilmesini sebep olan ve kişiyi kainat içerisinde yapayalnız bırakan faktörlere dönüşür işte bu ödül görünümlü cezadır. Nimetler, duaya ve ve ibadete engel olmaya başlamışlarsa onlar hakikatte musibettirler.İnsan musibetlerle imtihan edildiği gibi nimetlerle imtihan edilmektedir. Karun'a verilen zenginlikler daha bu dünyada yere batırılarak onun hakkında belaya dönüşmüştür. Durum dünyada böyle neticelenmemiş olsaydı bile ,o nimetler onun için hakikatte birer belaydılar, çünkü onun asıl cennetinden yani Cenab ıHakk'ın rahmetinden ve yakınlığıdan koparmaktaydılar.Bu yüzden gerçekte her safhası bir cezaydı o nimetlerin.
Sayfa 233·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Katlama tesellisi
Birleştirerek algılamak da ilahi bir lütuftur. Elimizdeki kalemi atom altı dünyası ile birlikte bütün detayları ile görüyor olsaydık,bir harf dahi yazamazdık. Bir ormana bakarken tek tek bütün ağaçları görüyor olmak, nasıl bir azap olurdu? Bir kumsala baktığımızda, kum taneleri, Kumsal bütünlüğü içerisinde değil birer birer kum taneleri şeklinde algılaniyor olsaydı kimse kumsala yaklasmazdi. Denizi damlaları halinde, Dağı Kayalar halinde, ışığı fotonlar halinde görmeyip, birer bütünlük olarak algılamamız ne büyük nimettir. Hele karşımızdaki insanları bir bütünlük içerisinde değil de, organlar hücreler ve parçalar halinde algılıyor olsaydık ,kimse kimseye yaklaşamazdı algıda bütünlemenin nimeti bahşediler insanoğlu gider de yaşadığın musibeti parçalarına atomlarına organlarına detaylarına ayırmaya çalışarak, çekilebilecek basit bir kederi, kaldıramayacağı büyüklüklere ulaştırır.
Hangi insanı daha kolay tanırız?
İnsanı tanımak isteyen, kendisinden başlamak zorundadır. Zira en kolay, açık ve dolaysız bilgiye ulaşabildiğimiz insan kendimizden başkası değildir." Nefsini bilen Rabbini bilir."
Sayfa 15·Kitabı okudu
KANATLARİNİ BULMAK...
Gerçeğin farkında olmayan bir çocuğun korkuları onu nasıl yerine mıhlarsa, kanatlarını açmamış kuşlar da öyle kala kalırlar. Kanatlar çırpılmadıkça işe yaramaz, hatta zamanla bacaklara yük olmaya başlar. Sürekli" bana yazık oldu" diye düşünen insanlar da böyledir. Oysa psikoloji bize şunu söyler: Çırpınmadan uçmaya çalışmak, konfor alanından çıkmadan ilerlemeyi ummak boş bir hayaldir. Varaka b Nefvel'in Efendimiz'e yolun başında söylediği şu söz bunu çok açık gösterir: "Evet, senin getirdiğini getiren hiçbir peygamber yoktur ki düşmanlığa uğramasın ve yurdundan çıkarılmasın." Yani kanatlarını açıp uçmaya niyet edenin, peygamber olsa bile bedel ödemeden yükselebilmesi mümkün değildir. Peki ,kanatlarımızı çırptığımızda hedefimize mutlaka ulaşabileceğimiz en garantisi var mıdır? Elbette hayır. İşte bu noktada devreye girer tevekkül. Çünkü çırpılan kanadın işe yaraması için gerekli milyon şartın hiçbiri bizim kontrolümüzde değildir. Sadece kendimize dayanmakla yetinmemiz nasıl mümkün olabilir ki?
Peygamber Mesleği:Yanlışa Seyirci Kalmamak
"Kiimse kimsenin hayatına karışmasın. Herkes birbirinin tercihine saygı duysun. benim hayatım,benim kararım." Yukarıdaki cümleleri ve benzerlerini o kadar sık duyar olduk ki, bir noktadan sonra kimseye doğruluğunu sorgulamaz oldu. Günahlar insanlık tarihi kadar eskidir. Yani her toplumda günah işleyenler, yanlış yollara girenler olacaktır. Günahın reklamı yapılmadıkça, bir başkasını günaha kışkırtmadıkça, günaha meşruiyet kazandırmaya çalışmadıkça herkes günah işlemekte hürdür. - Bu Hürriyet, seçme hakkı anlamındadır, günahın meşhuru olması anlamında değildir. - günahın saygı gördüğü, günaha günah demenin kınandığı bir dünya ise toplumun intiharı demektir. Netice olarak, günahkarlarla bir derdimiz yoktur. Ona dua eder, Hidayet diler, iyiliğini isteriz. Onu hoş göremeyiz; çünkü günah olan bir ameli hoş görmek, itikadi açıdan çelişkidir. Ancak hoş görmesek de onun varlığını kabul eder, insan olarak haklarını teslim ederiz. Asıl derdimiz günahın kendisiyledir. Günahın yayılmasına, meşrulaşmasına razı olamayız. Tüm peygamberlerin toplumlarıyla mücadeleleri bu minval üzere olmuştur. Bu yüzden, yanlışı hatırlatmak, hatay'a işaret etmek ve sessiz kalmamak bir peygamber mesleğidir.