Francisco geldi aklıma. Neredeyse yüzünü bile unutmuştum. çizilmiş birkaç parça resim de zamanla sararıp soluyordu. Antwerpz'deki evimizde bir tablosu vardı ama ya yanımıza almayı unutmuştuk ya da o hengamede kaybolmuştu... Hatıralar hiçbir zaman yok olmuyor, her daim kalıyor ama insanlar yok oluyor işte... Bedenler ölüp gidiyor, ruh ise Rabb'ine kavuşuyor. Geride kalan bizlerin tek avuntusu, hayal meyal hatırladığımız yüzler, gittikçe zayıflayan anılar...
Brianda , o kraliçeler ya da o zengin kadınlar süslenebilir, mücevherlerle kendilerini daha güzel gösterebilir. Ama bize mücevherler süslenmek için değil , hayatta kalmak için gerekli. Unutma ki bizim hayatta kalmak için bol bol ödeme yapmaktan, gerektiğinde rüşvet vermekten başak çaremiz yok. Para elimizde olmalı Brianda... Bizi koruyacak başka bir şey yok!
Rahip geldi aklıma... Uğursuz bir baykuş gibi ötmüştü tüm akşam. Kendince bir şeyler gevelemiş içtiği şarabın miktarı arttıkça daha fazla saçmalamıştı. Kayıp ruhları kurtarmak istiyordu ama kendi ruhunu kemiren bağnazlıktan bir haberdi! Kendi gibi olmayana düşman... Evimize bizi yoklamaya gelmişti.
Diogo bizi Antwerpz'in en nezih semtine getirmiş olmalı ...
Nihayet biraz rahat edeceğimizi hissediyordum ama yine de içimde bir burukluk vardı. Francisco hala oradaydı. boğucu havası ile Lizbon'da. Dilerim; engizisyon bir gün buraya da ulaşmaz!