Tanrı, Hz. Yunus’tan Minive’ye gidip orada oturanların, ahlak açısından kötü olan yaşam biçimlerini düzeltmezlerse, ceza göreceklerini bildirmesini ister. Hz. Yunus düzen ve hak anlayışı güçlü bir adamdır ama sevgi nedir bilmez. Bu yüzden bu görevden kaçar. Minivelilerin hak ettikleri cezayı almasını ister. Bir gemiyle kaçarken tufan yaşanır. Öylesine şiddetli bir tufandır ki bunun bir ceza olduğu düşünülür. Gemidekiler kimin cezalandırıldığını anlamak için kura çekerler, üç kez üst üste çekilen kurada Hz. Yunus’un adı çıkar. Bunun üzerine Hz. Yunus gemiden atlar ve kendini bir balinanın karnında bulur. Burada hatasını anlayıp nedamet getirir. Bunun üzerine balina onu sahile bırakır.
Daha sonra Hz. Yunus Minive’ye gider ve Tanrı’nın verdiği görevi onlara anlatır. Korktuğu şey olur: Miniveliler hak yoluna dönerler. Tanrı da onları bağışlar. Oysa Hz. Yunus merhamet değil adalet istemektedir. Düş kırıklığı içindeyken Tanrı bir ağaç yeşertir ve Hz. Yunus onun dalları altında biraz teselli bulur. Daha sonra Tanrı ağacı kurutur. Hz. Yunus ağacın kurumasına çok üzülür ve Tanrı’ya şikayette bulunur. Bunun üzerine Tanrı şöyle der:
"Uğruna hiç emek harcamadığın, büyütmediğin bir ağaç için üzülüyorsun. Bir gecede büyüdü, bir gecede soldu. Peki , ben niye sağını solundan ayıramayan yüz yirmi bin insanın yaşadığı – ayrıca bir o kadar da hayvanın- o büyük kente acımayayım?"
Tanrı’nın Hz. Yunus’a verdiği cevabın sembolik olarak algılanması gerektiğini ekliyor Erich Fromm. Tanrı ona sevginin özünün, bir şey için “çalışmak”, “bir şeyi büyütmek” olduğunu, sevgiyle emeğin birbirinden ayrılamayacağını anlatmak ister. İnsan uğrunda emek harcadığı şeyleri sevip, sevdiği şeyler için de emek harcamalıdır.