⚘️Güllü⚘️

⚘️Güllü⚘️
Hayatı okuyarak anlayan, hislerini yazarak anlatan biriyim.
Günün telâşı çekilirken odamdan, Bir dost eli uzanır bana o sessiz raflardan. Ne bir beklenti sarar o anı ne bir sitem, Sayfaların arasında dinlenir ruhum o dem. ​Herkes kendi yolunda, hayat kendi akışında, Ayrı bir dünya bulurum bir kitabın kapağında. Beni alır, zamanın ötesine taşırlar; En sessiz anlarımda kalbime fısıldaşırlar. ​Yalansız, hesapsız ve öylece duru... Tek dostum kitaplar benim, içimin en derin huzuru. 🌸Güllü 🌸
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bugün zihnimi epeydir meşgul eden bir konuyu buraya bırakmak istedim: Hayranlık mı daha güçlüdür, yoksa sevgi mi? Aslında bu soru, insanın binlerce yıldır üzerine düşündüğü, edebiyatın ve psikolojinin merkezinde duran o derin ikilemlerden biri. İkisinin de kaynağı ve bizde bıraktığı izler birbirinden oldukça farklı. Hangi duygunun daha "güçlü" olduğu ise gücü nasıl tanımladığımıza göre değişiyor. ​Hayranlık, genellikle bir idealizasyon üzerine kuruludur. Birinin yeteneğine, zekâsına ya da duruşuna duyulan o büyülenme hali, insanı harekete geçiren muazzam bir enerji verir. Gücü, keskinliğinden gelir; ilham verir ve kişiyi kendini geliştirmeye zorlar. Adeta bir "yukarı bakma" hâlidir bu. Ancak bu duygu mesafe ister. Hayran olduğunuz kişiye fazla yaklaştığınızda, onun insani kusurlarına şahitlik etmek o büyüyü bir anda bozabilir. Bu yüzden hayranlık, gerçekliğin sert rüzgârlarına karşı sevgiden çok daha kırılgandır. ​Sevgi ise hayranlığın aksine; kusurları görerek, bilerek ve hatta o eksikliklerle birlikte kabul ederek var olur. Sevginin asıl gücü dayanıklılığından gelir. Hayranlık geçici bir parlama ise sevgi sönmeyen bir kordur. Fırtınalarda, hayal kırıklıklarında veya sıradanlaşan günlerde insanı ayakta tutan duygu hayranlık değil, sevgidir. Sevgi, "olduğun gibi kabul edilme" ihtiyacına en samimi cevabı verdiği için kalplerimizin en derin katmanlarına temas eder. ​Eğer güçten kasıt etki hızı ve motivasyonsa, hayranlık bir adım öndedir; insanı sarsar ve dönüştürür. Ancak güçten kasıt süreklilik ve sarsılmazlıksa, sevgi tartışmasız daha üstündür. Zaten en etkileyici olanı; hayranlıkla başlayan bir duygunun zamanla demlenip sevgiye evrilmesidir. Çünkü sadece hayran olduğunuz birinden uzaklaşabilirsiniz ama gerçekten sevdiğiniz birinden kolay kolay vazgeçemezsiniz. ​Peki,
Duygu ve Düşünce
Satır Aralarındaki Hayatlar ​Kitap okumak, sadece gözle takip edilen bir eylem değil; bir başkasının zihnine misafir olmaktır. Bir karakterin kurduğu cümlenin peşine düşerken o sözün hangi yaradan veya hangi umuttan doğduğunu anlamaya çalışırız. Kendi hayatımızdan çıkıp bir başkasının sessizliğine ortak olduğumuzda, aslında dünyanın sınırlarını genişletiriz. ​Edebiyatın empati gücümüzü beslemesi de tam olarak burada gizlidir. Sayfalar ilerledikçe karakterler kurgusal birer figür olmaktan çıkar, ete kemiğe bürünürler. Onların pişmanlıklarıyla dertlenir, sevinçleriyle hafifleriz. En sonunda fark ederiz ki başka birinde anlamaya çalıştığımız o karmaşık duygular, aslında kendi içimizde henüz tanışmadığımız bir parçamızdır. ​Gül Kokulu Satırlarla, Güllü
Duygu ve Düşünce
Bazen bir sabah uyanırsın ve içinde tarif edemediğin bir ağırlık hissedersin; dünya üzerine geliyormuş, sanki herkes attığın her adımı, aldığın her nefesi izliyormuş gibi gelir. Aslında bizi yoran hayatın kendisi değil; zihnimizin içinde kurduğumuz o bitmek bilmeyen diyaloglar ve başkalarının bakışlarını kendi içimizde nasıl yorumladığımızdır. Gün içinde başımıza gelen olaylara verdiğimiz tepkiler; hayata hangi pencereden baktığımızla, kalbimizi hangi niyetle beslediğimizle ilgilidir. İşte tam burada ruhumuzu en çok şekillendiren o iki temel kavram çıkıyor karşımıza: Suizan ve hüsnüzan. Her gün, her an içinde yaşattığın; bazen seni yıkan bazen de ayağa kalkmanı sağlayan duygular bunlar. Suizan, bir olay ya da kişi hakkında hemen en kötü senaryoyu yazıp kalbe bir düğüm atmak demekken; hüsnüzan bunun tam tersi, yani en bulanık anda bile o berrak niyetli ışığı görebilmektir. ​Aslında her şey o küçücük görünen ama zihninde büyüyüp giden anlarla başlıyor. Mesela çok sevdiğin birine bir mesaj yazıyorsun; telefonun ekranında "görüldü" yazısını görüyorsun ama saatler geçiyor, cevap gelmiyor. O an suizan hemen fısıldıyor: "Beni artık önemsemiyor, bilerek cevap vermiyor." Bu düşünce seni içten içe kemirirken hüsnüzan devreye girip "Muhtemelen şu an çok yoğun, belki kafasını toparlamaya çalışıyordur," diyerek ruhunu özgürleştiriyor. Hatta bazen çevrendeki insanların çok karamsar olduğunu, her şeye negatif baktığını düşünürsün. Onları hemen "negatif biri" diye etiketlemek de bir nevi suizandır aslında. İnsan sürekli olumsuzluklar yaşarsa, üst üste hayal kırıklıklarına uğrarsa bu durum onu doğal olarak çok olumlu düşünmeye sevk etmez. Bu yüzden onların bu halini bir karakter özelliği olarak değil; yaşadıkları zorlukların bıraktığı bir yorgunluk, bir savunma mekanizması olarak
İnsan ve Duygular
​"Kendi güneşini cebinde taşıyanın, bulutlara borcu olmaz." ⚘️Güllü ⚘️
1000Kitap