Şirazlı Sadi, sekiz asır öncesinden bugüne öyle bir ses bırakmış ki insan, bir anlığına uzaklaşıp kendi içine kulak vermeye başlıyor. Günün telaşı, yetişme kaygısı, zihni dolduran onca şey bir süreliğine geri çekiliyor. Bostan, tam da böyle anlarda insanın yanında duran bir yol arkadaşı.
Okudukça acele etmeyi bırakıyor sanki insan. İçinde bir yer yavaşlıyor. Dışarıda her şey aynı hızla devam ederken, içeride başka bir ritim başlıyor. Sadi’nin anlattıkları ne uzak ne de yabancı geliyor; aksine, çok tanıdık. Sanki daha önce hissedilmiş ama adı konmamış duygular gibi.
Saadi Shirazi, bir şeyleri kanıtlamaya çalışan biri gibi konuşmuyor. Daha çok, hayatı yaşamış birinin sakinliği var sözlerinde. Abartı yok, zorlama yok. Olduğu gibi… Belki bu yüzden okurken savunmaya geçmiyor; sadece dinliyor insan.
Bir süre sonra fark ediliyor ki okunan şey sadece satırlar kalmıyor. Kendi içinden geçenler de eşlik etmeye başlıyor bu yolculuğa. Unutulmuş sızılar, ertelenmiş düşünceler, yarım kalmış hisler… Hepsi yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Ve hiçbir şey değişmemiş görünse bile insan artık aynı yerden devam etmiyor. İçinde küçük bir şey yerinden oynamış oluyor. Kendi derinliğine indiğinde aslında dışarıdaki karmaşanın ne kadar küçük, içerideki o sükunetin ise ne kadar geniş olduğunu anlıyor. Bazen sadece durmak, tüm yolları yürümekten daha çok şey anlatıyor.