Dreamer

Dreamer
@Gul_canim
Pencereden bakmayı öğreteceğim sana.
""İnsan, en çok severken insandır." demiş Dostoyevski. Hayat işte..." ******* Nasılsınız sorusuna, "hayat işte" diyen akrabalarını hiç anlamayan ve hayat ne demektir diye soran bir gencin, aşık olduğunda öğrendiği cevap oldu. "Hayat işte"
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sezgilerim beni yanıltmadı, bunlar benim yeni hayatımın ilk kendi maaşımla alınan kitapları ve biliyordum güzel şeyler olacağını bundan sonra. Tamam daha yeni başladım ama böyle koca bir göçü "açız" kelimesine sığdırmaktır beklediğimiz aslında. Sadelik ama çok zengin bir sadelik. Beyaz keten örtülerin zarafeti gibi. Ve özlediğim bir tat var sayfalarda. Hani Cemal Süreya bir şiirinde diyor ya; "Sesinde ne var biliyor musun? Ev dağınıklığı var. İki de bir elini başına götürüp Rüzgârda dağılan yalnızlığını düzeltiyorsun." Adam tutmuş sanki sırf bu şiir için kitap yazmış. Bizim kuşak işte bu samimiyet, nerede görsem tanırım. Güzel başlamayı seviyorum bazı şeylere. Güzel başladık biz de. Hele Cin Ali. Beni bir gün Ankara'ya getirirse, belki o müzeyi görme arzusu getirir. Ne güzel özetlemiş son üç çeyrek asırdaki ahvalimizi. Hoş geldin be güzel kitap, haneme... Şizofren
İstanbul'dan Adana'ya gitmek de kâr etmedi.
Hayatın ne kadarını yaşıyoruz diye çok sordum bugün kendime. Utana sıkıla mutlu olmaktan usandım. Bir adam vardı, babasını kaybetmiş. Taziyeye gelenlerden biri şey demiş; "Ne güzel 80 yaşına kadar yaşadı baban hayatını..." Evladı şu cevabı vermiş: "Denizi hiç görmedi." Hayatın neresinden tutarsam yaşamış sayılırım? Bana hep; "Sen İstanbullusun, hep güzellikleri yaşadın" diyorlar. İstanbul'da yaşamakla İstanbul'u yaşamak aynı şey miydi peki? Yıllarca işe gittim kalabalık toplu taşıma araçlarıyla, yolları bile görmediğim yer altı trenleriyle. İş bitti, aynı araçlarla evime döndüm aklımda 'evime ekmek götürmek' kaygısıyla... Ne kadar gördüm ben İstanbul'u sahi? Galata Kulesi'nden meselâ, nasıl görünüyordu deniz? Bir yalının lebiderya balkonunda nasıldı gün batımı? Kumkapı'da bir meyhanede nasıl efkâr basardı insanı bir cümbüş sesiyle ve nasıl gülümserdi insan o efkârın peşinde? İstanbul nasıl yaşanırdı? Aşiyân meselâ, nasıl bir hüzne neden olmuştu da bir kuş orayı yuva bellemişti? Martılar neden yaşadığım semtlerden geçmezdi? Turistlere Sultanahmet'i tarif etmeyi bildim de, kendi yolum neden hiç düşmedi oralara? Çiçek Pasajı'nda çiçek satılmadığını öğrendiğimde yaşım otuzu geçmişti. Neydi o İstiklal'in insanı büyüleyen kalabalığında insanları çeken şey ve ben neden üzerime üzerime gelen o coşkun insan selinden kaçıp da hep sahaflara sığındım? Emirgan Parkı'nda kitap okurken sincaplara rastlamaya hiç mi hakkım yoktu İstanbul'da? Sarayburnu'ndan tarihi yarımadayı izlerken neden yalnızca ihtihar edenlerin çaresizlik hisleri saplanıp kalırdı zihnimde? Neydi mutlu insanlarda olup da bende olmayan şey? Zaman mı, para mı, insanlar mı? Kadıköy sadece karşı yakada kaybolmamak için merkezi bir buluşma yeri, Samatya ise sigorta hastanesiydi... Yedikule Zindanları müze olduğunda
Başlayalım mı artık?
Geliyor benim deliler de... Onlardan kaçıp ağaç altına saklandım, gene buldular beni. :) Huniliçeniz burada tamam korkmayın. Şizofren