İslam âleminde yönetim fitnesi kaderî bir cilveymiş. Dünya ile ahiret berzahını dört halifenin dışında kuramayan yöneticiler, saltanata hangi niyetle gelirse gelsinler kısa bir süre sonra dünya niyetine yönelmişler.
Bekliyordum. Bu bekleyiş kıyamete kadar da olsa bekleyecektim.
Çünkü kul, nefis ve şeytanla savaşı ve onlara itirazı kadar Rabbine sükûnet, teslimiyet ve itaat sırrı içinde olurdu.
Kul itiraz etmeyendi. Onun için "Neden, ne kadar?" diye sormadım. Cüzî aklımı küllî akla bırakıp ihtiyarımı terk eyledim.
Günler zaman ırmağında devindi, vakit seneye dolandı.
İkinci yılın sonu da vakte döküldü. Yine tanımadığım şahıs göründü. Heyecanlandım.
Vakit tamam olmuş muydu? Heyecanla yüzüne bakarken o, "Burada bekle" dedi.
Nefis sızlandı, şeytan nefse yardım etti. Nefse dedim ki:
"Mekânın ne önemi var? Halkla ünsiyet eden, Hakk'la beraber olamaz. Kalp yerdekilere bağlı olunca Arş'a bağlanamaz."