Ebû Vefa vaaz etmekteydi. Büyük bir kalabalık manevi bir huşu ile onu dinlemekteydi. İçeri girdim Ebû Vefa, sohbeti kesip etrafındakilere beni işaret ederek seslendi:
" Şunu dışarı çıkarın!"
Beni dışarı çıkarttılar. Ebû Vefa, konuşmasına devam ederken tekrar içeri girdim, tekrar gür bir sesle: "Şu genci dışarı çıkarın!" dedi.
İkinci kez dışarı çıkarıldım. Üçüncü kez içeri girdim. Ebû Vefa vaaz etmekte olduğu kürsüden indi. Beni kucakladı ve gözlerimin ortasından öptü. Cemaate döndü:
"Ey Bağdat ahalisi! Allah'ın velisi için ayağa kalkın! Ben onu hor görüp aşağılamak için dışarı çıkartmadım. Onu tanıyıp bilesiniz diye öyle yaptım. Allah'ın izzetine and olsun ki, onun başının üzerinde uzantıları şarka ve garba ulaşan sancaklar var."
Sonra bana döndü:
"Ey Abdülkadir! Şu an zaman bizimdir, fakat sonra senin olacak. Ey Abdulkadir! Her horoz öter ve susar ancak senin horozun müstesna, o kıyamete kadar ötecek."