Sıfır Noktasındaki Kadın benim için yalnızca bir roman olmadı; bir yüzleşme metni oldu.
Okurken zaman zaman elim durdu, zaman zaman içim sıkıştı. Çünkü Firdevs’in yaşadıkları bir kurgu gibi değil, dünyanın bir yerinde hâlâ yaşanıyor hissiyle ilerliyor.
Yazarı Nawal El Saadawi, öyle sade ama öyle sert bir dil kullanmış ki, süslü cümlelerin arkasına saklanma imkânı bırakmıyor. Metin çıplak. Acı çıplak. Gerçek çıplak. Firdevs’in çocukluğundan itibaren maruz kaldığı şiddet, sevgisizlik ve aşağılanma; aslında tek bir kadının değil, susturulmuş birçok kadının hikâyesi gibi.
Beni en çok etkileyen nokta şu oldu: Toplumun en “aşağı” gördüğü yerde duran bir kadının, aslında en dik duruşu sergilemesi… Firdevs’in hayatındaki en özgür anın, bedelini canıyla ödediği an olması ironik ama bir o kadar da sarsıcı. Gücün kimde olduğu sorusu kitabın her sayfasında zihnime çarptı.
Gerçek güç; korkutanlarda mı, yoksa korkmadan ölüme yürüyebilenlerde mi?
Kitabı bitirdiğimde içimde huzur yoktu ama berraklık vardı. Rahatsız edici bir berraklık… Bu eser bana bir şeyi yeniden hatırlattı: Bazı metinler insanı rahatlatmak için değil, uyandırmak için yazılır.
Gerçek, kolay ve yalındır.
Sıfır Noktasındaki Kadın