Gulbz

Gulbz
Eppur si muove
Zeus, Hera ve Semele arasındaki ilişki Zeus, Thebes Kralı Kadmos ile Harmonia’nın birlikteliğinden doğan genç, güzel ama ölümlü Semele’ye aşık olur ve kartal kılığında birlikte olur. İntikam almak isteyen Hera yaşlı kadın kılığında Semele'ye görünür. O sırada hamile olan Semele’den çocuğunun babasının Zeus olduğunu öğrenir, Hera da Semele’yi Zeus’u tüm benliği ile görmesi konusunda aklına girer ve bunun üzerine Semele de Hera'ya göründüğü gibi kendisine görünmesini ister Zeus'tan. Bir gün Zeus ile buluşurlar ve ona, tanrı formunu göstermesi için yalvarır. Zeus, bunu asla kabul etmese de, daha fazla ısrarlarına dayanamaz. Kabul etmeme nedeni ise bir ölümlünün yanıp kül olmadan kendisini görmesinin mümkün olmamasıdır. Fakat Semele’nin ısrarlarına daha fazla dayanamayan Zeus, ona yıldırım ve şimşek olarak görünür. Semele, yıldırımın ateşiyle kül olur ancak o esnada kül olurken de oğlu Dionysos'u doğurur. Bu esnada hızlı hareket etmesi ile bilinen Hermes (Merkür) Zeus’un oğlu Dionysos’u kurtarır. Kurtardığı Dionysos’u, Zeus’un baldırının iç kısmına diker böylece Dionysos, Zeus’un baldırından tekrar dünyaya gelir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"O benim tanıdığım, her zaman hastalık derecesindeki uysallığıyla pek çok kişinin kendisini sömürmesine neden olan Saul'e hiç benzemiyordu. İki eski karısı, Saul'den hiç itirazsız, müthiş cömertçe boşanma tazminatları almışlardı. (Saul başkalarının talepleri karşısında kendini öyle savunmasız hissediyordu ki son yürmi yıldır bekar kalmayı yeğlemişti.) Öğrenciler ondan sürekli aşırı iltimaslar koparırlardı. Profesyonel danışmanlık hizmetlerine de hep az değer biçerdi (ve hep düşük ücret alırdı). " "Beni hoşnut etmek için hizmetlerine uygun bir ücret istemeye ve kabul etmek istemediği birçok talebi reddetmeye başlamıştı. Davranışlarındaki değişim (benim sevgimi kazanmak ve korumak gibi nevrotik bir istekten kaynaklanmış olsa), bit uyarlama sarmalı başlatmış ve diğer başka sağlıklı değişimlere yol açmıştı."
Sayfa 234·Kitabı okudu
Sizce de böyle midir?
Bir insanın bütünüyle tanınabilmesi olanaksızdır: Kullanılan dil ile tecrübelerden kaynaklanan zihinsel imgelerimizin farklılığı, aktarılan şeyler konusunda seçici davranma eğilimimiz ve mesajı alanın, yani karşıdaki kişinin aktarılanları bilişsel çarpıtmaları/algılama farklılığı. "Önce imge ve dil arasındaki engel var. Zihin imgelerle düşünür ama bir başkasıyla iletişim kurmak için imgeleri düşüncelere, sonra da düşünceleri kelimelere dönüştürmek zorundadır. İmgeden düşünceye, düşünceden dile doğru bu ilerleyiş ihanetlerle doludur. Kayıplar olur: imgenin zengin, yumuşak dokusu, olağanüstü esnekliği ve yoğurulabilirliği, özel nostaljik duygusal renkleri - tümü, imgenin dile tıkıştırılmasıyla kaybolup gider. Flaubert'in Madame Bovary'deki yakınmasını dinleyin: Gerçek şu ki ruhun doluluğu bazen dilin mutlak yavanlığı halinde taşabilir, çünkü hiçbirimiz ihtiyaçlarımızın ya da düşüncelerimizin ya da kederlerimizin tam ölçüsümü hiçbir zaman ifade edemeyiz ve insan konuşması, biz yıldızları eritecek bir müzik yapmayı özlerken, ayıların dans etmesi için üzerinde kaba vuruşlarla tempo tuttuğumuz çatlak bir dümbeleğe benzer. Bir başkasını hiçbir zaman tamamen tanıyamayışımızın bir nedeni de neleri açığa vuracapımız konusunda seçici oluşumuzdur. Bir başkasını tümüyle tanımaya bir üçüncü engel de paylaşan kişide değil, paylaşının izlediği sırayı tersine çevirip dili imgeye-zihnin okuyabileceği metne-tercüme etmesi gereken öbür kişide, tanıyanda bulunur. Alıcının imgesinin göndericinin özgün zihinsel imgesine uyması çılgınca olanak dışıdır. Başkalarını kendi yeğlediğimiz fikir ve gestalt'lara (parçaların toplamı ile açıklanamayan bunların üstünde bir yapı) uydurmak için zorlayarak çarpıtırız. "Bir yüzü her görüşümüzde...tanıdığımız şey o kişiye ilişkin kendi
Bir dizi çarpıtıcı prizma bir başkasını tanımamızı engeller. İki zihnin birbirine sımsıkı yapıştığı ve mikro-çekirdek değiş tokuşu yapan terliksi hayvanlar gibi düşünce imgelerini doğrudan birbirlerine aktardığını düşünün: benzersiz bir birleşme olurdu bu. Önce imge ve dil arasında engel var. Zihin imgelerle düşünür ama bir başkasıyla iletişim kurmak için imgeleri düşüncelere, sonra da düşünceleri kelimelere dönüştürmek zorundadır. İmgeden düşünceye, düşünceden dile doğru bu ilerleyiş ihanetlerle doludur. Kayıplar olur: imgenin zengin, yumuşak dokusu, olağanüstü esnekliği ve yoğurulabilirliği, özel nostaljik duygusal renkleri - tümü, imgenin dile tıkıştırılmasıyla kaybolup gider.
Bilinçdışı güdülenmeyi ele almaya yönelmiştim. Dave bir kadın tarafından hapsedildiği inancından ne çıkar sağlıyordu? Gizlilik tutkusunu körükleyen şey neydi? Gerçekten sevilmek, anımsanmak, bir başkasıyla sonsuza dek birleşmek ölümsüz olmaktı ve varoluşun canevindeki yalnızlıktan korunmaktı.