Zaman kelimesi çok ağır. Tıpkı tarih gibi. İnsanlar hep parçalara ayırarak hatırlamak istiyorlar bu yüzden. Yıl, ay, gün, saat, dakika, saniye, olmadı mikro saniye falan. Ama iyi tarafı da var. Böyle parçalara, katmanlara böldüğümüz için basamak basamak geriye gidip, geçmişte yaşadıklarımızı sağaltabiliyoruz. Değiştiremiyoruz ama başka bir açıdan bakıp yaşadıklarımıza verdiğimiz anlamları yumuşatabiliyoruz. Zamanın, insanı olumsuz olaylardan uzaklaştırıp, iyileştiren bir gücü olduğunu düşünüyorum," dedi.
Ne de olsa hepimiz 'artık var olmamak' düşüncesi karşısında korkan mahluklarız. Hepimiz evrenin sınırsız genişliği (bundan bazen "muazzamlık deneyimi" olarak söz ederiz) karşısında küçüklük ve önemsizlik hissiyle yüz yüze geliriz. Kâinatın büyüklüğü karşısında hepimiz birer noktacık, bir kum tanesi gibiyiz. Pascal'ın on yedinci yüzyılda dediği gibi, "sınırsız uzayın ebedi sessizliği beni dehşete düşürüyor."
Ölmek hayatın yalnız yapılan tek olayıdır. Ölmek yalnızca sizi diğerlerinden ayırmakla kalmaz, sizi ikinci, hatta daha da ürkütücü olan bir yalnızlığa -dünyanın kendisinden ayrılmaya- maruz bırakır.