Güldere Demir

Dünyadaki bütün oksijen bir anda bitmiş gibi hissettiğin oluyor mu bazen senin de? Panik atak diyorlar ama tam öyle değil bence. Aşırı yüklenmeden dolayı kilitlenmek. Beynimiz, o bedenin kullanıcısı olan bize, “Hoop birader, yavaş ol! Böyle devam edersen sistem çökecek, yakacaksın hepimizi, rica ederim bir kendine gel” demeye çalışıyor. İşte öyle anlarda kendini kapatıp açmayı bir başarırsan gerisi kendiliğinden halloluyor
Reklam
Kendimi bildim bileli her gece kendime çeşit çeşit konularda, çeşit çeşit sözler veriyorum. Sabah kalktığımda bunların onda birini gerçekleştirebilirsem şükrediyorum. Bence kim olduğumuzu tuttuğumuz değil, tutamadığımız sözler belirliyor, artık bununla savaşmıyorum. Deriiiin derin nefes alırken kendime şefkat duyuyor ve her şeyi bağışlayıp sevgiyle kucaklıyorum diyemeyeceğim, ne kadar uğraşırsam uğraşayım kendimle o şekilde muhatap olamıyorum. Ama galiba artık hiçbir şeyi eskisi gibi takmıyorum. Sonuçta tövbemi bozup yeniden yazıyor muyum, yazıyorum. Arthur Conan Doyle’a ölmüş Sherlock’u dirilttiren hayat, sana bana ne yapmaz O
Benim hayatımda iyi ya da kötü yönde büyük değişiklikler olmadı. Hâlâ aynı işe gidip geliyorum, hâlâ aynı mahallede yaşıyorum, hâlâ aynı sıkıntılarla boğuşup duruyorum. Camdan bir kavanoza kıstırılmış sinek gibi boşa kanat çırptığımı düşünüyorum çoğu zaman. Belki de bu yüzden sabahları, bütün gece inşaata kum çekmiş gibi yorgun uyanıyorum. Hiçbir şeyin değişmemesi bir taraftan konforlu ama öte yandan çok bunalıyorum. Dertsiz bir hayat olmayacağını biliyorum da, ben artık başka dertlerle boğuşmak istiyorum
Unutmak da tuhaf mesele. Hayatta kalabilmek için birçok şeyi unutmak zorundayız. Geçtiğimiz kış, çok korkunç diş ağrısı çektim mesela. Şimdi düşününce nasıl şiddetli ağrıdığını hatırlıyorum ama o ağrının nasıl bir şey olduğunu hatırlayamıyorum. Örneği fiziksel bir ağrıdan versem de söylemeye çalıştığım şeyi anladığını tahmin ediyorum. Herhangi bir konuda, her hatırlamada aynı ağrıları çekiyor olsak yaşamak dayanılmaz olurdu. Düzeneğimizin bizi koruyan ve kollayan bu şefkatli numarasına bayılıyorum. Yalnız ben bu unutma işinde biraz fazla ileri gitmişim, beynimi unutmak için o kadar acımasızca eğitmişim ki, artık lazım gelen şeyleri de hatırlayamıyorum. Geçmiş bulanık bir nehir gibi içimden akıp gitmiş... Altında kaldığım taşların ağırlığını biliyorum da mevzu tam olarak neydi bir türlü çıkaramıyorum
sustum. Gerçekten de kelimeler mekân ve zaman bağlamında değer ifade ediyorlardı. Mahalsiz ve vakitsiz söylenen söz lakırdıdan öte geçemiyordu. Düşünmeden konuşmak nişan almadan ateş etmeye benziyordu. Ataların kuralını tekrar edip sustum: "Söz gümüşse sükût altındır."
Reklam