Yirminci Asır Batı felsefesinin (Henri Bergson)da erişir gibi olduğu son merhaleyi, İslâm tasavvufu mutlakiyet ifadesiyle getirmişti:
— Bu iş ne akılla olur, ne de akılsız!..
Yani:
Aklın son vazifesi, kendi hiçliğini görmek ve sınırını çizmektir.
— (Ben) nerede?.. Onu daima bir başka unsura bağlı olarak ifade ediyoruz: Benim elim, benim ayağım, benim gözüm, benim yüzüm... Bütün bunların görünmeyen merkezinde (ben)... O nerede? Vücudumuzda her mevcut, o meçhulde toplanıyor. O nerede?.. Onu gösterebilir miyiz?
— Namazını kıl, namazını kıl!..
— Efendim, namazda üstüme müthiş "havâtır" yükleniyor.
— Olsun... Namazını kıl!..
— O kadar kılmak istiyorum ki, eskilerini de kaza etmeği düşünüyorum. Hattâ sormak istiyorum: Acaba geçmiş namazlar ikişer rekât üzerinden kaza edilebilir mi?..
Sualimi, bilgisizlik içinde o kadar saffetli buldular ki, aydınlık ve ılık, gülümsediler:
— Hayır! Her namaz kendi miktarınca kaza edilir. Sen namazını kıl!
Bir kere de "Sehiv Secdesi"ni sormaya kalktım. Hatadan korkuyordum; sanki hatâ korkusiyle namaz kılamıyordum.
— Sen bunları bırak da, dediler; namazını kılmaya bak!