Radha, beni bulunduğumuz ana getirip kanlı canlı bir kız kardeşim olduğunu bana hatırlatmak istercesine elimi sıktı. O, işlediğim günahın kefareti değil, kurtuluşumdu. Artık ailemle aramı düzeltemezdim, onlardan af dileyemez ya da kırılan gururlarını onaramazdım ama kız kardeşim Radha'ya bakıp hayatının geri kalanında, genç bir kızdan bir kadına dönüşürken ona destek olabilirdim. Benden farklı biri olmasına, ailemin gurur duyacağı biri olmasına yardım edebilirdim.
Böylece annemin hayal kırıklığını, babamın ise gururunu gömdüğü Ajar'a taşınmak zorunda kaldık. Bağımsızlık on iki sene sonra kazanıldı ama o zamana kadar babam çoktan mahvolmuştu.
Birçok Hintli, İngilizlere karşı geldiği için canı yanmış ya da hapse atılmıştı. Annem, babamıza yalvarmıştı. Neden sessiz kalıp ailesine göz kulak olarak başkalarının savaşmasına izin vermemişti? Ancak babamız inançlarına bağlı bir adamdı. Bu yüzden ona hayrandım. İdealleri vardı, tabii o
ideallerin de bir bedeli..
"Okul sistemini yöneten İngilizler, babamın özgürlük savaşını onaylamamıştı. Bu yüzden onu Ajar'a, o küçük, geri kalmış yere atadılar. O zamanlar on yaşlarında olmalıydım.
Tek bir hareketle babamın maaşını ve gururunu kesip attılar."
Babam bağımsızlık hareketini takıntı hâline getirmişti. Özgürlük yürüyüşlerine katılmak için işe gitmedi. Mitinglerde İngiliz yönetimine karşı çıktı. Bağımsızlık hareketinin dahafazla paraya ihtiyacı olunca babam annemin altınlarını, çeyizinden getirdiği mücevherleri, bilezikleri, gerdanlığı ve küpeleri annem istememesine rağmen sattı. Annem ona çok öfkelendi.