Geçmişlerini arayan, artık gerçekte var olmayan geçmişe boğuk sorular yönelten bu gölgeler onların kendisi değil miydi? Gölgeler, canlanmak isteyen ama bunu artık başaramayan gölgeler... Ne kadın eski kadındı ne de adam eski adam... Ama tıpkı ayaklarının dibindeki bu kara hayaletler kendilerini bulmak için boş yere didiniyor, cansız ve güçsüz çabalara kendilerinden kaçıp, kendilerini yakalamaya çalışıyorlardı.
Onu, Tanrım, onu bırakıp gitmek: Nasıl düşünebilmişti bunu, sanki hala kendi kendine aitmiş gibi, sanki bütün duygularıyla kökünden buraya, onun varlığına kenetli değilmiş gibi nasıl böyle bir karar alabilmişti!
Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı. Bu duygu çok ısrarcı olursa, bir an gelir ilmek ilmek dokunmuş tırtıl yuvasını deler, yükseklerden en derinlere doğru yuvarlanır ve ürkmüş yüreğe var gücüyle çarpardı.